Genetik psikoloji anlamında zihinsel olayların sistemli ve yeniden tam bir kurgulanması psikanalizin amaçları içinde değildir. Ama belirli duygusal bir süreci ya da zihinsel durumu anlamak, analist için onun kökenini ve evrimini anlamak da demektir. Onun yöntemi, genetik psikolojinin tarihsel yönteminin erişmesine olanak vermeyen derin düzeylerin içine süzülme olanağı sağlar. Bu ona gelişmenin en son evrelerinde uzun zaman önce unutulmuş olan geçmişin izlerini bulmakta yardımcı olur. Erken dönemde bastırılmış izlenimler bireyin yaşamında silinemeyecek izler bırakır. Çoğunlukla onları son zamanlardaki tezahürlerinde tanımak güçtür. Onlar bir tür zihinsel taklitçilikle korunmuşlardır.

Bireyin yaşamında oluşacak daha sonraki koşullar gibi, bunlar da çevrelerindekine benzer bir koruyucu görünüş alırlar. Öteki izler yer değiştirme ya da çeşitli şekil değiştirme yoluyla tanınamaz bir duruma gelirler ve rasyonalizasyon şekilleri içinde belirirler. Böyle olmakla birlikte, bazı erken dönem izleri, şekil değiştirmemiş olarak görülebilir. Kolaylıkla son evrelerin doğal ve yerinde ifadeleri sayılabilecekleri için bu gibi izlerin erken dönem izleri olabileceğinden kuşkulanılmaz ve tanınmamış kalırlar. Benzer olgulara yakın olan görünüşleri gizleyici bir örtüdür ve araştırmacının onları tanımasını engeller.

Erişkin davranış şekillerinin arasındaki öteki benzer ifadelerden biri gibi görüldüklerinden, son döneme ait ifadeler olarak kabul edilirler. Bu, sanki az önce bir dükkândan aldığımız para üstünün içinde eski bir madeni para bulmuşuz gibidir; örneğin, Büyük İskender zamanından kalma bir drahmi gibi. Belki de para çok el değiştirmiş ve ona çok benzeyen Amerikan paramızın yirmi beş senti sanılmıştır. Koleksiyoncu ve uzman için değeri, doğal olarak, pek çok kez daha büyüktür ve bu kadar zamandır nasıl olup da seçilemediğine hayret edersiniz.

İlerideki paragraflarda bunun gibi göze batmayan ve henüz bilinmeyen iki olayın kalıntıları, kişinin üstünde çokça durmadan dinlediği iki tümce şeklinde sunulmuştur.

Viyanalı aktris Adele S. kuzenini doğumhanede ziyaret etti; genç kadın az önce orada bir çocuk dünyaya getirmişti. Bebek Adele S.’ye gösterildiği zaman, yaşlı aktris şöyle dedi: “Eğer belleğim beni yanıltmıyorsa, bu bir erkek çocuğu.”

Doğal olarak gözlem aktrisin gençliğinde başından geçen çok sayıdaki gönül serüveniyle ilgilidir ama o daha önceki anılarına değiniyor olabilir. Küçük kız erken dönemde erkek çocuğunun bedeninin onunkinden farklı bir biçimde olduğunu keşfeder. Küçük kız, bütün çocuklar gibi, idrar yapma işlevleriyle ilgilendiğinden, erkek çocuğun bazı avantajlarının olduğunu fark eder. Bir erkek çocuğunun bir ağaca dayanarak işediğini gören küçük bir kız, “ne rahat,” dedi. Erkeklik organı kız çocuğu tarafından yalnızca yararlı değil, süsleyici de bulunmuştur. Ünlü çocuk doktoru Benjamin Spock, bir erkek çocuğunu çıplak gören küçük bir kızın annesine şöyle yakındığını anlattı: “Ama o çok süslü ve ben çok sadeyim.”

Burada, tipik penis imrenmesinin ortaya çıkmasının ve onun sonraki tepkilerinin yönünü izlemeyeceğiz. Kız çocuğunun kendisini özürlü hissetmesi ve onun gözünde cinsler arasındaki bedensel farkın bir eksikliğe dönüşmesi iyi bilinir. Psikanaliz, bu erken dönem sorununun, en azından büyük ölçüde ve duygusal olarak ilerleyen dönemlerde üstesinden gelindiğini açıklamıştır. Kadın, bedeniyle ve doğanın ona verdiği öteki bedensel armağanlarla övünür. Ne var ki, kadınsı gururun, dezavantajlı bir duruma konulmuş olmaya karşı hâlâ bilinç dışı bir tepki olduğunu Freud bize göstermiştir. Kadın, bedensel güzelliklerini başlangıçtaki cinsel aşağılık duygusuna karşı geç bir dengeleme öğesi olarak algılar. O, bu bedensel armağanların, bir zamanlar penisi olmadığı için kendisini ne kadar derinden özürlü hissetmişse, o kadar daha çok değerini bilmelidir.

Bunların hepsi bilinmektedir ama analitik olarak henüz değerlendirilmemiş olan, bu dengelemenin kadın bedeninden giysiye, süse, resmi örten çekici perdeye doğru kaymasının etkileridir. Aslında bedene yönelik dikkatin giysiye aktarılmış olduğu bellidir. Kumaştan, onun yumuşaklığından, dokusunun kalitesinden ve sağlamlığından alınan zevk o denli kadınsıdır ki, bunun narin kadın bedeninden kumaşa bir ilgi aktarımı gibi anlaşılması gerekir. Daha derin bir analitik araştırma, her kadının neden öteki kadınlardan değişik giyinmeyi ama modanın trendine de sadık kalmayı istediğini açıklayabilir. Bu, aynı zamanda, kadınlar arasındaki gardıropla ilgili küçük rekabete, kıskançlığa ve kadının yeni bir giysi giydiğinde kendisini yeni bir kişilikte gördüğü gerçeğine de ışık tutabilir. Giysilerle ilgili gururun ve utancın bilinçdışı kökenlerinin, bedenden giysiye yer değiştirme açısından, avunma ve dengeleme girişiminde olması gerekir.

Bu ilginç ipuçlarını kadınlığın psikolojisi yoluyla izleme arzusunu denetim altına almak kolaydır çünkü içinde anatomik engelle ilgili bastırılmış yakınmanın giysiye ikamesinde şaşırtıcı bir biçimde yeniden ortaya çıkan, en azından küçük ve kendisini belli etmeyen bir iz bulduk. Bir zamanlar küçük kızın kendisini dezavantajlı hissetmesinin, olgun kadının kendi kaybını anlayarak bedeninin güzele dönüşmesiyle gururunun okşandığında kazanılan başarı ile dengelendiği görünmektedir. Ayrıca, kadının giysisinin bu durumu en avantajlı bir biçimde göstermesi, onun ilk dönemlerdeki o kişisel özür duygusunu unutmasına ve bağışlamasına yardımcı olmuştur.

Böyle olmakla birlikte, erişkin kadında o eski yakınmanın tanınamadığı, son zamanlarda giysilere yönelmesine karşın varlığını sürdürdüğü en azından tipik bir özellik vardır; bu yakınma neredeyse evrenseldir ve ondaki cinsel kusurluluk tüm sınıflarda ve çağlarda korunmuştur. Bu, “giyecek hiçbir şeyim yok,” yakınmasıdır. Kadının ister gerçekten çok az sayıda giysisi olsun, ister her toplumsal olay için gerekli giysilerle dolu iki ya da üç gardırobu bulunsun, bu sözler söylenir, bu düşünülür. Bu, tüm kadınların dayanışmasını ifade eden bir fikirdir. Bu ülkenin en iyi giyinen kadınlarından biri olduğu kabul edilen bir kadın bana, her türlü olay için yeterince çok giysisi, tuvaleti, kostümü olduğunu bilmesine karşın, kendisini aynı düşünceye kaptırdığını söyledi. Sanki bu fikir her kadında neredeyse otomatik bir tepki, bir tür zihinsel refleks gibidir. Bunun, kadının gerçeğe aldırmamasına yardımcı olan bilinç dışı bir motivasyon olduğunu tahmin ediyoruz.

Bana göre, “giyilecek hiçbir şeyim yok,” eski, unutulmuş yakınmanın, yeterince giysisi olmamaktan ötürü ona üzüntü süsü verilmiş yeni bir şeklidir. Küçük kızın penisi olmamasıyla ilgili eski yakınması olgun kadının yaşamını izlemiştir ve bu tipik kadınsı sözlerde ifade bulur; yakınma bedenden giysiye yer değiştirmiş olan son gelişmede yankılanır. Kadının kusursuzluğuyla ilgili ve kendisince tanınmayan bu yakınma ölümsüzleşmiştir ve şu yeni tümceyi ilan eder: “Güçsüzlük, senin adın kadındır.”

Bazen kadınlar erkekler için giyindiklerini söylerler ama kesinlikle yalnızca erkekler için giyinmezler. Onlar öteki kadınlar için de ama her şeyden önce kendileri için giyinirler. Kadınların görüşüne haksızlık etmemek için güdülerin oluşturduğu bu kavramın doğru olduğu kabul edilmelidir. Onların, başkalarına karşı çekici gelmeyi ummadan önce, aynada gördüklerini beğenmeleri gerektiği anlaşılmaktadır. Kendi görünüşlerinden edindikleri izlenim, başkalarının üzerinde bırakmayı umdukları izlenim üzerindeki en önemli faktörlerden biridir. Aynaya bakan kadın kendisini başkalarının gözüyle, bazen de tek bir kişinin gözüyle görür. Bu “elbiseli prova”daki izlenimin, daha sonra onun başkalarına çekici görünüp görünmemeye karar vermesinde çok büyük önemi olduğu yadsınamaz. Eğer kadın görünüşünden yeterince tatmin olmuşsa, bu onun özgüvenini güçlendirecek ve güzelliği içinde pırıl pırıl parlayacaktır. Başkalarına çekici gelmek isteyen bir kadın önce kendisine çekici görünmelidir. Psikanalitik bir seansta genç bir hastam tarafından söylenilen, “kötü giyindiğim zaman herkesten nefret ediyorum,” tümcesi giysi satan her mağazaya asılmalıdır. Bu, genel olarak çok ihmal edilen temel psikolojik gerçeklerden birini içerir. Estetik nedenlerden olmasa da bu tümcede ifade edilen sonuç insanlık sevgisi adına dikkate alınmalıdır. İyi giyinmiş olduğunu bilen bir kadın, genellikle dostluk duygusuyla dolu olacak ve herhangi birini hoşnut etmek için fazla çabalaması gerekmeyecektir.

Hiçbir mantıklı kadın erkekler için de giyindiğini, yani onlara çekici gelmek için giyindiğini yadsımayacaktır. Bu, erkeğin onun kocası olmasını gerektirmez; aslında bazı durumlarda giyinmek, kocadan başka bütün erkekler içindir. Dorothy Parker’in öykülerinin birinde, The Lovely Leave (Harika İzin), genç bir eş izinli gelecek kocasının dönüşünü bekler. Kendisini güzelleştirmiştir, kendisine çok pahalı olan o sade görünüşlü siyah giysilerden birini satın almıştır, çünkü kocasının siyah ve sade giysilerden hoşlandığını bilir. Kocasına giysiyi beğenip beğenmediğini sorar: “A, evet,” der adam, “senin üzerinde bu giysiyi her zaman sevdim.” Kadın sanki taşa dönmüştür. “Bu giysi,” der kadın, aşağılayıcı bir tok sözlülükle ve sözcüklerin üstüne basa basa, “yepyenidir. Ömrümde bunu hiç giymedim. Eğer merak ediyorsan, onu özellikle bugün için satın aldım.”

“Affedersin, tatlım,” der adam. “Tabi, şimdi bunun öteki olmadığını görüyorum. Bence harika. Seni siyahlar içinde görmek hoşuma gidiyor.”

“Böyle durumlarda,” diye yanıtlar kadın, “bu elbiseyi keşke başka bir nedenden ötürü giymiş olsaydım diyorum.” Genç kocası onun giysisine gereken değeri vermedi diye korkutucu dul kalma isteği, erkekler için psikolojik olarak pek anlaşılır bir şey değildir ama bu kadar derinden incinme duygusunun yalnızca bu özel giysiyle ilgili olmadığını anlarız. Kadının duygularının kökleri erkeğin onun fiziksel güzelliğini ve giysisinin içindeki bedenini takdir etmemesi düşüncesindedir. Eski, unutulmuş olan özürlü olma duygusu, penissizlikten ötürü küçük kızın duyduğu acı, kocasının onun giysisine dikkat etmemesi nedeniyle duyarlılığını şiddetlendirmiştir. Kadın bu dikkat yokluğunu daha çok hisseder çünkü kendisini adama çekici göstermek istemiştir. Eğer o adama mükemmel bir yemek hazırlamış olsaydı ve adam onun çabasını dikkate almadan ve takdir etmeden yemeği yeseydi, kadın gene kendisini kırgın hissedecekti. Ama yeni giysi olayında onun gururunun aldığı yaranın değişik bir niteliği vardır, çünkü o titreşimini bir erkek çocuğunun bir kız çocuğunun bedenini beğenmemesi yönündeki çocuksu duygunun bilinçdışı yenilenmesinden alır ya da kadın kendi bedenini erkeğinkiyle kıyasladığında kendisininkini yetersiz hissetmiştir. Oyundaki sahnede, Dorothy Parker, olgun bir erkek ve kadının yeni bir giysiyle ilgili konuşmasını verir ama onların konuşmalarının küçük bir kız ve erkek çocuğunun seslerinde duyulabileceği kadar dolaylı bir niteliği vardır. Genç kadının düş kırıklığında ve giysinin bu düş kırıklığının ikamesine dönüşmesinde kız çocuğunun aynı acı gerçekle yüz yüze gelmesi yeniden ortaya çıkar.

Adamın kadının bedenini bir giysinin altında da takdir edeceği umudunun, kadında silinmez olarak kaldığı görünümü vardır. Kadının yeni giysisinden üstünkörü söz eden kocasına karşı genç eşinin ölmesini istemesi bize eski bir Fransız şarkısını anımsatır; bu şarkıda genç bir dul şu sözlerle avutulmuştur: “Ağlama, siyah sana çok yakışıyor!” (Ne pleuse pas; le noir te va si bien!)

Ama ebedi ve her zaman güncel olan kadın kibri temasından erkeğin psikolojisine dönelim. Karısının onu memnun etmek için satın aldığı yeni giysiye genç koca neden bu kadar az dikkat ediyordur? Onun düşüncesiz ve dikkatsiz, duyguları olmayan bir tür kaba saba bir adam olduğu konusunda karısına katılalım mı? Ama gelin görün ki her birimiz ara sıra bir eşin ya da sevgilinin yeni giysisiyle ilgili düşüncesiz ve dikkatsiz davranmışızdır. Adamın bu yöndeki dikkat ve ilgi yokluğu çoğu erkek için tipik olduğundan, biz erkekler yeni ya da değiştirilmiş bir giysiye kayıtsız kaldığımız ya da yeni bir şapkanın veya değişik bir saç şeklinin farkına varmadığımız zaman, hepimiz canavarlar değil miyiz? Kadınlar, giysilerin kesimleri ya da stilleri hakkında çok şey bilmememizi ya da onların giydiklerinin renk ve kumaş karışımını doğru dürüst değerlendirmediğimizi olduğu gibi kabul ederler ama onların dikkatimizi yeni bir bluza ya da giysinin yeni bir yakası olduğu gerçeğine çekmeleri için ne yapmaları gerekir? Onlar bu gerçeklerin farkına bizim varmamızı beklerler ve bunu yapmadığımız zaman düş kırıklığına uğrarlar. İlgisizliğimiz ya da dikkatsizliğimiz öyle bir noktaya kadar gider ki çoğu zaman değişik malzemelerin ve stillerin adlarını bile bilmeyiz ve bazen de onlar bir kadın giysisinin bölümlerinden söz ettikleri zaman ne dediklerini anlamakta güçlük çekeriz.

Bu yönde ortalama erkekten ayrılan bazı erkek gruplarının olduğunu anımsarız. Onların bu gibi şeyler hakkında mükemmel bilgisi vardır ve bunlara büyük ilgi gösterirler. Onlar kadın giysilerinin belirli niteliklerini takdir edebilirler ve bunu yapmaya hazırdırlar. Belirli bir tipte eşcinsel erkekleri kastediyoruz. Geçen gün, pek çok kadının yeni giysilerini eşcinsel erkeklere göstermekten hoşlandıklarını duydum; bu kişilerin zevki ve ilgisi o derecede gelişmiştir ki giysilerin özel niteliklerini değerlendirmek ve kusurlarını eleştirmek konusunda onlara uzman oldukları gözüyle bakılmalıdır. Çok sayıdaki erkek giysi tasarımcısının, moda uzmanının ve giysi satıcısının bu gruba ait ya da en azından şiddetli gizli eşcinsel eğilimleri olduğu şaşırtıcı değildir.

Psikolojik olarak ele alındığında, eğer giysi bir kadının bedeninin uzantısıysa, bu tip eşcinsel bir erkeğin kadın giysilerine bu kadar dikkat etmesi ve onlar için bu kadar çok zevk konusu olması ve ince beğeni göstermeleri nasıl açıklanabilecektir? Bu eşcinsel erkekler kadınlara cinsel arzu duymazlar ve aşk nesnesi olarak onları gereksiz kılmışlardır. Bilinçdışı olarak kendilerini giysiyi giyen kadınla özdeşleştirirler, kendilerini giysinin içinde görürler ve böylelikle onu giyen kendilerinin dolaylı imajına gelirler. Kadın kişiliğine doğru bu gizli sapmayla, kadın giysilerine ilgi duyarlar.

Kadın kılık kıyafetine ama nadiren giysilerine, özel dikkat gösteren başka bir grup erkek daha vardır. Onların ilgisi özel türde bir ilgidir : Bu, külotlar, sutyenler, çoraplar ya da ayakkabılar gibi kadın eşyalarının bazılarına bir çeşit tapınmaya varan bir abartma gibi görünür. Erkek fetişist grubu kastediyoruz (Kadınlar arasında fetişizm çok azdır). Kadın kılık kıyafetine bu kadar tutkulu bir ilgi ve neredeyse tapınma derecesinde hayranlık gösteren bu erkeklerin kadın bedenine âşık olmalarını beklerdik. Ama gerçek, vakaların çoğunda, onların büyük hayranlığının bedenden ayrı olarak fetiş nesnesine yönelik olmasıdır. Bu, yalıtılmıştır ve kişisel değildir. Bir ayak fetişisti belli bir kadının giydiği ayakkabılardan cinsel heyecan duymaz, kadınsız ayakkabılardan heyecan duyar. Onun nesneye olan tutkusu, onu giymiş kadına değil, kadından ayrılmışfetişe yöneliktir.

Psikanaliz, fetişist sapmanın, güzelliğinden ötürü kadın bedenine olan bir hayranlığa değil de onun gerçek doğasını hayali bir yadsımaya vardırdığı konusunda hiçbir kuşku bırakmaz. Fetiş, bu bedenin sahip olmadığı penisin simgesi ve ikamesidir; o, bilinçdışı olarak erkek cinsel organları şeklinde tasarlanmıştır. Fetişizmin hemen hemen tüm vakalarının bastırılmış anlamı, psikanalizde kendisini kadının penissiz olduğu gerçeğini en hararetli yadsıma ve kabul etmeme şeklinde ortaya koyar. Bir ikame olarak fetişe kaymada, bu erkekler, kadının penisi olduğu bilinçdışı düşüncesini ifade ederler. Çok şaşırtıcı olan böyle bir inanç için en önemli güdü, erkeğin bilinçdışı iğdiş korkusunu savuşturmaktır. Erkek, tüm kadınların da penisi olması gerektiği çocuksu inancına sanki inatla yapışır çünkü penisi olmayan, “iğdiş edilmiş” olan insanların var olduğu gerçeğini kabul etmek istemez. Eğer iğdiş mümkün olsaydı, iğdişin potansiyel tehlikesi onu da tehdit ederdi.

Kadın giyim kuşamına büyük ilgi gösteren iki tip erkekle ilgili şaşırtıcı bir sonuca geliriz: Eşcinseller ve fetişistler kadın bedenini çok çekici ve arzulanır değerde bulmazlar. Onların cinsel ilgileri başka yönlere gider: Eşcinselinki öteki erkeklere, fetişistinki ise cansız nesnelere. Kadınların kendisine çekici geldiği ortalama erkek, kadın modasının özel stillerine ve kadın kılık kıyafetinin değişik parçalarına karşı göze batacak derecede dikkatsiz ve ilgisizdir. Kadınlar ayrıntılarıyla giysileri tartıştıkları sırada genellikle erkeğin canı sıkılır ve terziye prova için gitmeyi ya da Lord and Taylor mağazasından yeni bir takım satın almayı isteyen karısına eşlik etmeyi küçük bir dayanıklılık sınaması olarak kabul eder. Karısı tarafından onun kürk mantosunun malzemesini birbirine karıştırması nedeniyle azarlanan bir adamın, bu azarlamalarla ilgili olarak kaderci bir teslimiyet ya da tam bir kayıtsızlık noktasına gelmesi mümkün olabilir.

Yalnız, ortalama erkeğin kadınların giyimine çok dikkat etmediği gerçekten de doğru mudur? Yemekli bir toplantıda bir kadını endamı için çok beğenmiş olan bir adam onun endamını aklına getirdiğinde, doğal olarak giysisini de anımsar. Adam hayalinde kadının güzellik içinde odaya girişini ve çok zevkli giyinmiş olduğunu görür. Kadının ne giydiği kendisine sorulduğunda, “siyah bir gece elbisesi,” bile diyebilir ve onun uzun eteğinin yumuşak kıvrımlarla uçuştuğunu anımsar. Ona giysinin kumaşı ve kesimi hakkında başka sorular sorulduğunda, herhangi bir bilgi veremeyecektir ya da bilgisizliğini veya dikkatsizliğini açığa vuran muğlak sözcüklerle yanıt verecektir. Oysa bu adam üstün gözlem yeteneği olan bir kişidir ve bu hanımın çekiciliğine kapıldığı bellidir. Onun, kadının giydiği giysinin farkında olmadığı, ilgisinin kadının ne giymiş olduğunun değil, onu giyenin üstünde toplanmış olduğu ileri sürülemez. Adama göre giysi, onun hayran olduğu tablonun ona uyan ve çok yakışan çerçevesi sayılabilir. Erkekler tarafından kadının kılık ve kıyafetine hiç dikkat edilmemiş olduğu söylenemez çünkü böyle bir varsayım birçok gerçek tarafından çürütülmüştür. Özellikle bu adamın durumunda, örneğin bir toplantıda genç bir hanımın onun üstünde yarattığı çekici izlenimin, onun naylon çoraplarının dikiş çizgilerinin çarpık olmasının gözlemlenmesi sonucu biraz bozulmuş olduğu söylenebilir. Öteki yönden, belleği, delikanlılığı döneminde sevgilisi olan genç kızın endamını, onunla ilk kez buluştuğunda giydiği giysiyi ona hâlâ anımsatacak ölçüde saklamıştı. Sevgilisini ilk kez geniş bir çember biçimindeki mavi etek içinde nasıl gördüğünü ve sonra kızın görünüşünü bir çan çiçeğiyle kıyasladığı şiiri nasıl yazdığını anımsayabiliyordu. Bu nedenle, birçok erkeğinki gibi, bu adamın kadınların kılık kıyafetine ilgi ve dikkatinin varlığının ve yokluğunun özel bir tür olduğunu varsayabiliriz. Anlaşılan, kadın giysileri ve aksesuarları onun üzerinde bir izlenim bırakmakta ya da bunları giyenin ve kullananın onun üzerindeki etkisini artırmaktadır ama bunlar bireysel ve ayrı nesneler olarak bütünlükleriyle onu etkilememektedir. Bu izlenim geneli kapsayan bir izlenimdir. Bu bir bütündür, tüm parçalar bir arada görülmüştür. Diğer yandan, bu tür bir dikkatte kadının kıyafetinin parçaları gözlemin merkezinde değil uçlarında kalır, belli belirsizce görülür ya da görülmez veya bulanık algılanır.

Erkeklerin, kadınların giysilerine yönelik tutumlarına dair bir önceki belirtilen genel tanımlamadan uzaklaştık. Bu tutumun taslak durumundaki bu araştırmada sözü bile edilmemiş başka yönleri de olmalıdır. Geçen gün, şık giysi mağazalarından birinin sahibi, bir giysinin, onu giyen kadına bakan erkekte, giysiyi çıkarma ve kadını soyma isteğini uyandırdığı zaman başarılı olduğunu söyledi. Erkeğin kadın giysilerine karşı bu cinsel tutumu, araştırmamızda dikkate alınmamıştı; oysa, bu önemsiz olamaz. Erkeklerin dikkat ve ilgisini çekme yolu olarak kadın giyim kuşamı, kadın bedeninin hatlarını izleyen giysi, bir büyü olarak o hatları ortaya çıkaran ve gizleyen giysiler. Sorunun bu en temel bölümünü nasıl oldu da psikolojik düşüncemizin dışında bıraktık? İleri sürebileceğimiz tek mazeret, bu konunun bize tanınmış olan sınırlamaların ötesine gitmesidir ama erkeklerin, kadınların giysilerine karşı psikolojik tutumunun değerlendirilmesi için bu yönün ne kadar anlamlı olduğunu biliyoruz. Bunun, erkeklerin kadına gösterdikleri genel dikkat ve dikkat yokluğu temasıyla ilgili ve aynı zamanda dikkatsiz olma karışımıyla ilişkili olması gerekir. Günlük deneyimler, kendi içinde tutarsız olan bu çelişkili tutumun ortalama erkeğin kadın giysilerine karşı tipik tutumu olduğu konusunda hiçbir kuşkuya yer vermez. Bilinçli ve doğal bilgi eksikliğinden başka, bu tutumun doğuşunda bazı bilinçdışı güdülerin işlediğini tahmin ediyoruz. Kadınların giyim kuşamları hakkında daha çok şey bildiklerini, daha ilgili olduklarını ve bu konuda erkeklerden daha iyi bir zevk düzeyi geliştirdiklerini olduğu gibi kabul ediyoruz; tipik erkek tutumu, tezahürlerinde, bu yüzeysel faktörlerle açıklanamayacak kadar girift ve dikkat çekicidir.

Ortalama erkeğin bu tutumunu belirleyen bilinçdışı öğeleri nerede bulabiliriz? Doğrudan bir soruşturma yeterli bilgi için çokça umut vaad etmez. Belki de yalnızca psikanaliz, bu bilinmeyen alanı araştırabilirdi. Eşcinsel ve fetişist sapkınlıklardaki psikolojik garipliklerin araştırılması, soruna ya da daha çok onun önemi az olan alanlarını dolaylı olarak aydınlatıcı bir bilgi sağladı. Ama bu sapık erkeklerin analitik araştırmasına borçlu olduğumuz içgörüler olumsuz türde olanlardı. Onlar, kadın giyim kuşamına yoğun ilgi gösteren erkeklerin erkekliklerinden emin olmadıklarına bizi inandırdılar. Eşcinseller, bilinçdışı olarak, kadın olmak istiyorlardı ve fetişistler kadının bedeninde penis arıyorlar ve bilinçdışı olarak iğdiş tehdidinden korkuyorlardı. Evet, bu adamlar, giysilere karşı olan tutumları bakımından, bizden çok farklıdırlar. Onların kadın giyim kuşamına karşı büyük ilgisi yalnızca anormal değil, patolojiktir. Normal davranan ya da en azından bu yönde patolojik davranmayan erkeklerin psikolojisinin analitik içgörüsünü araştırıp öğrenmeliyiz. Analitik çalışmamız bu gibi erkekleri gözlemlememiz için bize bol bol fırsat sağlar.

Erkeklerin büyük çoğunluğu kadınların çıplak yerine yarı giyinik ya da yarı soyunmuş olarak daha çekici oldukları görüşündedir. Onlar kadınları çırılçıplak değil de kısmen soyunmuş olarak görmek isterler. Birçok vakada cinsel heyecanın artması çıplak beden tarafından geciktirilmiş ya da azaltılmıştır, oysa kadın bedeninin yarı örtülü görünüşü erkekleri heyecanlandırır. Her analist erkeklerin kadının en azından kısmen giyinik olduğu zaman tam cinsel güce ulaştığı vakaları bilir. Bu tip erkekler cinsel partnerleri tümüyle çıplak olduğu zaman iktidarsızlaşırlar ya da tam iktidarlı değildirler. Bu erkekler çıplak bedeni çekici bulmadıklarından, cinsel ilişki öncesinde ya da sırasında kadınların sutyenlerini, ayakkabılarını ya da çoraplarını çıkarmamalarında ısrar ederler. Ünlü Flaman ressam Felicien Rops’un (1833-1898) oyma baskıları, kısmen örtülmemiş kadın bedeninin daha çekici geldiği bu tip erkeklerden olduğunu gösterir. Onun çıplak kadınları değişmez bir biçimde ya şapkalı ya da çorap ve ayakkabılıdırlar.

Bu tip erkekler için soyunmanın çıplaklığa yeğlendiği bellidir çünkü bu cinsel heyecanlanmanın bazı gereksinimlerini karşılar ve onların cinselliği, örneğin, çocukluk döneminde bazı cinsel gözlemlerin bilinçdışı anıları gibi, birçok faktör tarafından saptanmıştır. Bu uyarıcı faktörlerin psikolojik değerlendirmesi, başka temel bir anın dikkate alınması gerektiğini dışlamaz. Çıplak kadın bedeni görüntüsünün erkeğin cinsel gücünü tutuklaştırdığı ya da bozduğu vakalarda, psikanaliz üstü örtülü olmayan vajinanın erkeğe bilinçdışı olarak dişilik organının çocuksu kavranışının neden olduğu bir yarayı anımsattığını ve onun uyku durumundaki iğdişkorkusunu uyandırdığını kanıtlayabilir. Çoğu vakalarda kadın endamının çıplaklığı, bu eski izlenimi dengelemek için yerinde örtülmelidir. Sutyen ya da ayakkabılar, sözün gelişi, kadının “el sürülmemiş” yanılsamasını sağlar. Bu dengeleyici an tek başına ya da eskiden kalma röntgencilik trendleriyle birlikte, çıplaklığın görüntüsü karşısındaki zevki soyunma karşısındaki zevke dönüştürecektir. Kadınlar çoğu zaman erkek cinselliğinin bu özel koşullarını sezmişler ve onlara karşı kabullenme ya da reddetme olarak ince cinsel içgüdüleriyle tepki
göstermişlerdir. Bu tür kadınsı bir tepki Anatole France’ın Monsieur Bergeret a Paris (Bay Bergeret Paris’te) adlı romanında bir kadınla bir erkek arasındaki aşk sahnesinde görülür: “Adam yeniden ona gitti, kadını kollarının arasına aldı ve okşamalarıyla onu etkiledi. Kısa bir süre sonra kadın iç çamaşırlarını öylesine karmakarışık bir durumda gördü ki başka duygular bir yana, yalnızca utanç bile onların çıkarılmalarını isterdi.”

Tüm apaçık farklılıklara karşın, soyunmuş kadın bedenini çıplağa yeğleyen erkek tutumunun analitik araştırması, bu tip erkeklerin fetişistlerle bir benzerliği olduğunu gösterir. Ama bu erkekler cinsel yaşamlarında bunun dışında normal davranırlar; ne nesnelerinin seçiminde ne de cinselliklerinin hedeflerinde öteki erkeklerden ayrılırlar. Yüzeysel olarak ele alındığında, bu beğeni bir zevk meselesi gibi görünür ama bunun kadın bedenini çırılçıplak görmek istenmemesinin bilinçdışı bir kalıntısı olarak algılamamız gerekir. Analitik incelemede kadının üstünde bulundurması gerekli olan o giysi parçasının gizli bir işlevi vardır: Erkeğin eskiden kalma iğdiş korkusunu yenmesine yardımcı olmak, kadınların iğdiş edilmiş oldukları çocuksu kavramını yadsımak. O kadınsı kumaşparçası bilinçdışı olarak erkeğe iğdişle tehdit edilmediği güvenini verir: “O burada ortaya çıkamaz.” Estetik değerlendirmenin ya da şiddetlenmiş cinsel uyarının maskesi altında, o önemsiz beğeni küçük erkek çocuğunun eski korkusunu hafifletmeye ya da gidermeye yarar; bu terk edilmiş çocukluk dönemi izleniminin gömülmesi o kadar eskidir ki onun huzur içinde yatması için gömüldüğü yer bile artık bilinmiyordur. Ama yine bilinçdışı olarak kadının bedenindeki görünümünden örtüye, kadının endamından onun giysisine doğru kaymış olduğunu gördük.

Kadınların giysilerine gösterdikleri büyük ilgi ve dikkatteki önemli faktörün, giysilerin bilinçdışı olarak penis yokluğunu ikame eder ya da dengeler olmasının kabul edildiği tezini sunduk. Psikolojik zorunluluk erkeklerin tarafında bu tutumun erkek bir karşılığı olan bilinçdışı bir eş resmi olması gerektiğini varsaydıracaktır. Bu, erkeklerin bazı duygusal ya da zihinsel tepkilerinin, onların da kadın giyiminin gizli anlamının bilinçdışı olarak farkında olduklarını açığa vurması gerektiği demektir. Fetişistin psikolojisi böyle bir varsayımı onaylıyor görünümündedir ama bu kanıtı kullanamayız, çünkü bu patolojik bir tipi ilgilendirir, cinsel sapıklığın semptomatolojisine aittir. Evet, kısmen soyunmuş kadın bedenini çırılçıplak olana yeğlemek, normal erkek davranışıdır ama olgu, genelliğine rağmen dolaylı biçimde önemli bir psikolojik kanıt olarak kullanılamaz çünkü birçok erkek bu beğeniyi paylaşmaz.

Ortalama erkeğin bilinçli düşüncelerinde çağrışımlarını kadının cinsel organlarına yakından bağlayan en küçük bir iz yoktur. Oysa, elimizde ortalama erkeğin kadın giyim kuşamının ayrıntılarına karşı olan açıklanmamış dikkat ve ilgi yokluğu bulunmaktadır. Yıllar boyu analitik gözlemden edinilmiş olan pek çok izlenim, bu erkeğin dikkat yokluğunda bilinçdışı faktörlerin işlediğini öne sürmüştür; bunlar çoğu zaman kadın giysilerinin biçimleri, işlevleri ve malzemeleriyle ilgili kuşkuların ve belirsizliklerin yerini almıştır. Ortalama erkeğin bir kadın giysisine karşı duyduğu kayıtsızlık, bariz ve göze batan bazı anların dışında ve ötesinde, bu tipik erkek tutumundan sorumlu olan ve bilinmeyen bir öğeyi işaret ediyor gibidir. Daha yakından bir gözlem dikkat ve ilgi yokluğu olarak tanımlanan bu tutumun aşırı basitleştirilmiş olduğunu gösterir. Bu, bir tür isteksizlikle birlikte, bu özelliklerin garip bir karışımıdır; biraz merakla birlikte, erkek sanki kadınların giyim kuşamlarına dikkat etmeyi istememektedir; bu bir bilmeyi istemekle, bilmeyi istememenin utangaç karışımıdır. Doğal olarak, bir erkeğin bir kadının giysisini bazen kadınların ötekilerinin giysilerini inceledikleri dikkatle incelemesi ya da ona gözlerini dikmesi doğru olmazdı (“Ona şöyle yukarıdan aşağı bir baktım.”). Ama ortalama erkeğin kadınların kılık kıyafetine kayıtsızca bakmasının kendisine özgü bir niteliği vardır; bu, ona bakmayı ve bakışlarını çevirmeyi birleştirir. Belirgin olup da sözcüklere dökülemeyen izlenimler biriktiği zaman, çoğunlukla başka bir kişi tarafından rasgele söylenilmiş bir cümle ani bir açıklık getirir. Bir hastanın ağzından çıkan buna benzer rasgele bir görüş, yukarıda nitelendirilen tipik erkek tutumunun analitik anlayışına yol açmıştır.

Neredeyse yirmi beşyıl önce söylenilmiş olmasına karşın bu cümleyi hâlâ anımsarım çünkü gülünç bir biçimde söylenmişti. O sıralarda Berlin’de doktorluk yapıyordum ve Viyana’da doğup büyüdüğüm için Berlin’in konuşma dilinin çoğu bana yabancıydı. Hasta, karısından söz etmişti; karısı ona uzun uzun satın almak istediği bir giysiyi anlatmış ve onu ayrıntılarıyla tarif etmişti. Adam azalan sabrına değindi ve sözlerine Berlin’in deyimlerinden birini ekledi: “So jenau Woll’n wir das gar nicht wete”; bunun en iyi çevirisi belki de şöyle yapılabilir: “Bunu bu kadar kesinlikle bilmek bile istemiyoruz.” Bu deyim çoğunlukla insanların gerçeğin hoşolmayan yanlarını bilmeyi istemedikleri olaylarda kullanılır. Bunun, sindirim sürecinin anlatıldığı bir belgesel film hakkında söylendiğini duydum. O zaman, “bunu bu kadar doğru olarak bilmekten hoşlanmıyoruz,” diyen adam karşısındaki nahoş resme dair kızgınlığını dile getirdi. Bunun anlamı açıktır. Bu, eğer yaşamın tadını çıkarmak istiyorsanız, ona çok yakından bakmamak gerekir diyen Fransız atasözünün öğüdüne benzer. (“Pour rendre agréable la vie, n’y regardons pas de trop pres.”)

Karısının giysisinin çok ayrıntılı tarifiyle ilgili olarak bu deyimi kullanan hasta, en sert ve şiddetli bir biçimde tipik erkek ilgisizliğini dile getirdi. Sabırsızlığını, karısının giysisinin ayrıntılarına verdiği dikkatle ilgili olarak ifade etti. Ama onun cümlesinde başka bir şey daha duydum. Cümlenin gelişigüzelliği onun psikolojik önemini gizleyemiyordu. Cümle, uzun zamandır aradığım anahtar sözcüğü içeriyordu. Kadın kılık kıyafetine tipik erkek tutumunu belirleyen yalnızca ilgi ya da dikkat yokluğu değildi. Bu daha çok, tüm ayrıntıları bilmeye duyulan isteksizliktir. Böyle bir “mantıksız” tutumun nedeni ne olabilir?

Yapmamız gereken sadece şudur: Daha önce elimizden bıraktığımız ipucunu, yani giysilere yönelik kadınsı yaklaşımın bir benzerinin de bilinçsiz bir biçimde de olsa erkeklerde var olduğu varsayımını yeniden ele almalıyız. Bulduğumuz faktör olumsuz türde bir faktördür: Erkeğin “onu” bu derece bilmeyi kesinlikle reddetmesi. Hastanın cümlesi bir yadsımanın ifadesi, hoş olmayan gerçeklerin kişi tarafından bilinmemesini sağlamaya çalışan bir mekanizma olarak nitelendirilebilir. Böyle hoş olmayan bir şeyin yadsınmasında bir gerçeğin kabulü ve onun reddi arasında bir uzlaşmaya varılmıştır.

Eğer giysi kadın bedeninin bir uzantısıysa, bazı bilgilerin bilinçdışı yadsınması başlangıçta kadının endamıyla ilgiliydi. Vajinanın varlığının farkına varan erkek çocuğunda gözlemlediğini reddetme bilinçdışı eğilimi vardı; yani kadınların penisi yoktur. Bu eğilim cinsellik alanından gelen dürtülerle dövüşmek zorunda kalmıştı. Bu dövüşün sonucu, gerçeğin mantık ve egonun bilinçli bölümü tarafından kabul edilmesi yanında, fantezilerde ve bilinçdışı düşüncelerde yadsınmasıdır. Bu bilinçdışı yadsıma kadının bedeninden giysiye yer değiştirmiştir ve kendisini giysilere karşı olan o göze batıcı dikkat yokluğuyla açığa vurur. Kadın bedeninin nasıl olduğunu öğrenmeye yönelik çocuksu istek yerini, delikanlılık boyunca süren ve onun karşıt eğilimi olan “bunu bu kadar doğru olarak bilmeyi istemiyoruz”a bıraktı ve sonra da kadının çıplak bedenini örten giysisine aktarıldı. Kısmi yadsımada erkek, kadın endamının yer değiştirmiş ikamesi olan giysinin tüm ayrıntılarını bilmeyi reddeder, sanki böyle bir bilgi ve ilgi, kadının penissiz olduğu eski, hoş olmayan ve bilinçdışı olarak ürkütücü buluşuna yol açacaktır.

Bu yadsıma fetişistlerin gösterdiği vakalardaki çok büyük boyutlara kesinlikle ulaşmaz. Bu daha çok, erkek çocuğun kadınların penisi olmadığı gerçeğini reddetmesinin küçük, yalıtılmış bir kalıntısıdır ve kadın giysileri üzerinden dikkat ve ilginin geri çekilmesiyle sınırlanmıştır. Bu, giysilere karşı erkek tutumunun bir bölümünü oluşturur, merak ve yadsıma eğilimleri arasında uzlaşmacı bir ifadedir ve çoğu zaman erkeklerde gördüğümüz giysiye şöyle rasgele bir bakışatmaya yol açar. Erkeğin bir giysinin genel etkisini reddetme eğilimi vardır çünkü eğilim, ayrıntıları doğru olarak dikkate almadan yüzeysel bir görüntü elde etme yönündedir. Ciddiyetten uzak bir deyim, erkeğin kadın bedenini önceki algılayışının yerine geçen tutumun son kalıntısını bize gösterdi. Benzer ayrıntılarda olduğu gibi, bu ayrıntıda da (bir hasta bir giysinin “kesimi” söz konusu olduğu zaman hoş olmayan duygular hissediyordu) eski korkunun çok hafif bir izi erkekliğin olgunluk dönemine taşınır. İzin takibi kolay değildir çünkü o kendisini ortalama erkeğin doğal ve rasyonel toplumsal ifadesi olarak gizlemiştir ve başlangıçta kendisini gösterdiği yerden çok uzaktadır. O neredeyse fark edilemez bir durumdaydı çünkü alışılmış erkek davranış şeklinin temel öğesini oluşturuyor görünümündeydi ve biz bu perdenin arkasında işleyen bilinçdışı duygusal faktörlerden kuşkulanmadık. Kendilerini giysilere karşı olan tutumlarında açığa vuran şekliyle cinslerin arasındaki psikolojik farklılıklar anketine geri döndüğümüz zaman, her iki tarafta sonuca götürücü yanlış anlamaların bilinçdışı bir iletişimi dışlamadığını hayretle görüyoruz. Birçok güvensizlik ve yanlış olmasına karşın, burada da erkekler ve kadınlar arasında bir uzlaşma vardır.

 

Not:

Bu makale Theodor Reik'in Aşk ve Şehvet Üzerine: Cinslerin Duygusal Farklılıkları kitabından alınmıştır.

Tags:
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

İçerikler izinsiz alınamaz, kopyalanamaz. ©2020 BDSM Kültürü  |  Instagram  |  Twitter

İletişim

En kısa sürede cevap vereceğiz.

Gönderiliyor

New Report

Close

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account