Bdsm Tarihi
BDSM inanna
Resim 1 - Tanrıça Inanna

BDSM Nedir sorusuna cevap aramadan önce BDSM tarihi ve tarihteki izlerine bakmanın yararlı olacağı kanısındayız. BDSM'nin karanlık ve rahatsız edici yönleri var. İnternette BDSM'yi ilk kez araştıranlar, kamçı, kelepçe ve kafeslerle dolu karanlık zindanları gördüğünde kafasında olumsuz bir imge oluşuyor. Eleştirmenler, bu imgelemi kullanarak, BDSM'yi "kadın düşmanı ve heteronormative cinsiyet normlarına devam ettirmek için uygulanan bir cinsel dengesizlik" olarak eleştiriyor. Bu eleştirinin haksız, yanlış ve BDSM tarihi ve kültürünü yok saydığı ve tek amacının bir karalama olduğunu biliyoruz.

BDSM tarihi, güçlü kadın ve erkek figürlerle dolu, karmaşık bir o kadar da devrimci ve şaşırtıcı. Aynı zamanda BDSM'in tarihi, toplumsal cinsiyet ve sosyal normatifliği sorgulayan bir öykü gibidir. BDSM, her ne kadar günümüzde, cinsel ve fetiş objelerle anılsa da, BDSM ve BDSM tarihi, kendinizi bulmak, öğrenmek, sorumluluk almak ve mahalle baskısını toplumsal otoriteyi reddetmekle ilgilidir.

Antik Kanıtlara Bakış

Tarihçi Anne O 'Nomis'e göre, BDSM tarihi, binlerce tanrı ve tanrıçanın hüküm sürdüğü Mezopotamya'da başladı(1). Tanrıça Inanna (Goddess Inanna / Resim 1), mücevher ve görkemli kıyafetlere dönüştürülmüş vücudu(2) ile ona bakanların gözlerini kamaştırırdı. Ona inanan ve takip edenler, tanrıçaları için dans etmeye başladılar. Dans yoğunlaştıkça ve temposu arttıkça, Inanna (İştar) cinsel haz ve zevk için onları kırbaçlamaya başladı. Bu BDSM'nin atılmış ilk tohumuydu. Hala pagan BDSM topluluklarında "Inanna Ritüel'i" olarak uygulanmaya devam eder. Günümüz modern toplumunda da Feminizm ve Farkındalık konularında bu ritüel uygulanır. (3)

Warka Vazosu
Resim 2 - Warka Vazosu

Yine Sümerler'de; Warka (Uruk) Vazosu (Bağdat müzesinde bulunuyor (Resim 2). 2003'te Irak savaşının kaosu sırasında çalınmış ve "En Çok Aranan Sanat Eserleri" listesine bir numaraya yerleşmişti. 2011 yılının şubat ayında bulunduğunda 14 parçaya ayrılmış olmasına rağmen en önemli motiflerin üzerinde duruyor olması ise sevindiriciydi.) tanrıçaya sunum yapan çıplak erkekleri tasvir eder. "Bu da modern günümüzde Efendisini memnun etmek isteyen çıplak erkeklerin Dominatrix kültürünün ilk yerleşik kanıtı olarak kabul edilir. (Aynı zamanda dominatrix geleneğinde buna "Tanrıçaya Övgü" de denilmektedir. (Tribute to the Goddess)" (The History & Arts of the Dominatrix, Anna O Nomis)"

BDSM Tarihi ve Tanrıça Fenomeni

Tanrıçaya ÖvgüTanrıça kavramının, insanlık tarihine girişi prehistorik dönemlere kadar dayansa da, kadını yücelten ve tanrıça için yapılan ritüellerin başlaması, Sümer ve Roma dönemlerine rastlar. Sümer kültüründeki Inanna'nın karşılığı diyebileceğimiz, Roma kültüründeki Venüs için yapılan törenler, verilen adaklar tarihin sayfalarında sıkça görebileceğiniz türden olanlardır. Ama bunun yanında "Artemis (Orthia)" diye adlandırılan tanrıça için Sparta'da yapılmış bir tapınak olmakla birlikte, Sparta'da Orthia yaygın bir külttü (G. W. Elderkin, The Twenty-Sixth Lydian Inscription). Artemis Orthia sunağında, Sparta’lı gençler kanlı ayinler yaparlardı. Gençler sunakta kırbaçlanırlardı.

Sparta halkının katıldığı Artemis’e kurban adama sırasında insanlar kavga ederler ve kan dökülürdü. Pek çoğu sunakta ölürdü. Kahin Hereupon, Spartalılara, sunağın insan kanıyla sulanmasını söyler ve bu çoğunluk tarafından kabul edilerek insan kurban adağı, bir gelenek olarak başlar. Fakat daha sonra insan kurban etme geleneğini, insan kırbaçlanma şeklinde değiştirmiştir. Çünkü bu şekilde de kan dökülebiliyordu. Bu kırbaçlanma olayı bir dayanaklılık testi olarak görülüyordu.

Erkek çocuklar, kutsal tanrıça yontusunu kucağında tutan rahibeler önünde kırbaçlanıyordu. Ayrıca bu tapınakta, Artemis’in öncülük ettiği ayinler yapılıyordu. Bu dinsel kan akıtmaya “Diamastigosis” denmekteydi. (Anadaolu'da Artemis Kültü, Doktora Tezi, Yusuf Albayrak)

Roma & Yunan

BDSM tarihi antik çağlarda; İtalya, Tarquinia yakınlarında bir Etrüsk mezarında bulunan, M.Ö yaklaşık 490 yıllarına ait olan “Kırbaçlama Mezarı” (Resim 2 ) olarak isimlendirilen anıt mezardaki duvar fresklerinde, bir kadını sopayla döven iki erkek görülür. M.Ö 9. Yüzyılda antik Sparta'da ise sadomazoşistik uygulama bağlamında kırbaçlama törenleri düzenlenirdi. Hint edebiyatında da; Vaysayan’ın “Kamasutra” kitabı, partnerlerin, kendi rızasıyla seks esnasında alınan zevki arttırmak için, çeşitli vuruş yöntemlerini kullanmasından bahsettiği bilinir. Dolayısıyla Kamasutra, sadomazoşistik pratiğin yanı sıra, sınırlamaları ve güvenlik düzenlemelerini açıklayan belgelenmiş ilk kanıtlardandı.(4)

Mistik Villa
Resim 4 - Mistik Villa, Kırbaçlı İlahe

Romalı şair Juvenal, Satires adlı eserlerinin 6.sında, gönüllü kırbaçlanma törenlerinden bahseder.(5) Bununla birlikte gönüllü olarak bağlanmak ve kırbaçlanmak ile ilgili kesin kanıtlardan birisine (M.Ö. 3.-4.yy) Pompeii'de Villa of the Mysteries, diye adlandırılan bir binanın duvarlarında rastlanmıştır. Bu fresklerin birisinde Mystica Vannus'un hemen sağında kanatlı, elinde kırbaç olan bir figür gözlemlenir. Tarihiçiler bunun "Lustratio" denilen bir arındırma töreni olduğunu düşünüyor. Ama bu figürler ve bu ev konusundaki gizem hala tartışılıyor.

Lustratio (luo'dan türetilmiş. arındırmak, temizlemek demek) bir sembolik temizlik ritüeliydi. Bedenden sapkınlığın, kötülüğün çıkartılması ve manevi temizliğe geçişi sembolize ederdi. Kanatlı ve elinde kırbaç olan figürün önünde, üstü çıplak olarak adete ona yalvarır pozisyonda diz çökmüş olan kadın, arındırılmak için sanki tanrıçaya kırbaçlaması yönünde yalvarıyor. (Resim 4). (Aynı dönemlerde İzmir Selçuktaki Efes Kalıntılarında da bulunan Aşk Evlerinde de Benzer Freskler olup olmadığını henüz araştıramadım. Bu konuyu da ayrıca yazmayı düşünüyorum)

Monarşilerde BDSM İzleri

16.yy monarşilerinde kırbaçlama geleneğinin izleri farklı şekillerde devam eder. Osmalı'da Şamar Oğlanı, İngiltere'de Whipping Boys diye adlandırılan ve görevi sadece dayak yemek olan, Şehzade ve prenslerle yaşıt erkek çocuklar kral veya padişahlara hizmet etmek için sarayda yaşar ve ihtiyaç halinde kırbacın altına yatarlardı. Bir nevi "günah keçisi" pozisyonunda olan bu genç erkekler İngiltere'de Tudor ve Stuart hanedanları dönemlerinde görülmüş (hexapolis.com) ve hatta I. Charles kendi şamar oğlanını tüm hayatı boyunca yanında bulundurmuştur (Ham House Robert Beddart, 1995. History Today.).

Bu konuyu ve dönemi işleyen ve bir kitap uyarlaması olan "Prince Brat and the Whipping Boy filmi" (1994) dramatik bile olsa durumu özetliyor niteliktedir. Bu çocuklar, şehzade veya prens bir hata yaptığında, kral veya padişahlar, öfkelerini onların yerine bu çocuklardan çıkartır, onları cezalandırırlardı. Rivayete göre Kanuni çocukluğunda, hocası Abdullah Efendi'den Avrupadaki bu uygulamayı duyup, Hafsa Hatun'dan kendisi için bir şamar oğlanı istediği aktarılır. (Kanuni Sultan Süleyman, Yavuz Bahadıroğlu)

İngiltere, Fransa ve Almanya'nın bazı bölgelerinde, 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar, Thomas Shadwell'in The Virtuoso'su ve John Cleland'ın Fanny Tepesi'nin yayınlanmasının ardından erotik edebiyat ve bazı sanat dallarında patlama yaşadı. Efendileri kızdıran genç vahşi hizmetkarlarını kırbaçlama, işçi kölelerin seks için kullanılması gibi hikayeler toplumun normları içinde tiyatralleşmeye başladı.

18.yy'da femdom genelevlerinin Avrupada görülmeye başladığını ve itaatkar erkeklerin bu genelevlerde zaman geçirdiğini biliyoruz (Theresa Berkley Evi bunların en ünlülerindendi). İşte bu dönemden sonra BDSM'nin bir kült haline gelmesinin temelleri atılmış oldu. 1791'de Fransız Marquis de Sade (1740-1814), ilk SM romanı, Justine'ı yayınladı. Romanda kırbaç, kamçılama, kundaklama, emzirme, kelepçe ve bondage unsurları vardı. İşte bu yayından sonra "sadizm" ortaya çıkarken Sade'de hapsedildi. Leopold von Sacher-Masoch (1836-1895), 1870'de Kürklü Venus adlı romanını yayımladı. Bu roman femdom kültürünün temeli oldu ve adı "mazoşizme" ilham verdi.(6)

BDSM Tarihi ve Uzakdoğunun Etkileri

Bu sırada Japonya'da, Meiji dönemi reformlarıyla Japonlar, sadece Hollanda ve Çin ile yaptıkları ticareti diğer Avrupa ülkeleriyle de yapmaya başladılar. Japonya'nın geleneksel sanatı olan Ukiyo-e baskılarının bu dönemlerde hiçbir değeri kalmamış ve tüccarlar tarafından paket kağıdı olarak kullanılmaya başlanmıştı.

İşte bu paket kağıtları bir aydınlanma dönemi yaşayan Avrupa'ya ulaştı. Deyim yerindeyse, tüm Avrupa 1868'den sonraki uzun yıllar boyunca Le Japonisme (Japonizm) diye adlandırılan bir çılgınlığın içinde kendini buldu. Van Gogh şöyle demişti, "Sanatlarına hakim olan müthiş yalınlık yüzünden Japonları kıskanıyorum" (50 Sanat Fikri, Susie Hodge s.67). Ukiyo-e resimlerinin içinde öyle bir konu işleniyordu ki, Avrupa'nın erotizme bakış açısını temelden değiştirdi diyebiliriz. Shibari.

Avrupa'da Marquis de Sade ve Leopold von Sacher-Masoch etkileri, sadece cinsel ve erotizm hayatında değişiklikler yapmamıştı. 1880'li yıllarda psikanalizin yükselişiyle, sadizm ve mazoşizm deyimleri ortaya çıkmış ve ilk ciddi akademik makale ve araştırmalara konu olmuştu. (Psychopathia Sexualis. Krafft-Ebing, 1885)

Viktorya dönemiyle II. Dünya Savaşı sonrası dönemi arasında, BDSM tarihi ve kültüründe, göreceli bir boşluk olmasına rağmen, 20. Yüzyılın ilk yarısında nispeten de olsa bir kaç kaynak bulmak mümkün.

BDSM Tarihi 1900-1920'li Yıllar

1920 Lezbiyen BDSM  - Fransa (Fotoğrafçı - Bilinmiyor)

1900-1920'li yıllarda Avrupa'da Sade'nin etkisiyle yayılan cinsel kimlik ve fantazinin karanlık yüzü, toplumda azımsanmayacak taraftar ve oluşumu tetiklemeye başladı. 1900'lü yılların başında özellikle Fransa-Paris'te gelişen erotik yayıncılıkta, BDSM / Dominatrix konulu magazinler ortaya çıkmaya başladı.

Bunlardan en önemlileri, "La Comtesse au Fouet" (The Countess of Whips - 1906 Fotoğraflar için : http://aucarrefouretrange.blogspot.com.tr/2009/03/pierre-mac-orlan-et-les-cochoncetes.html), "Les Malheurs de Colette" (by Aimé van Rod, published in 1914, illustrated by Georges Topfer. Fotoğraflar için: http://aucarrefouretrange.blogspot.com.tr/2008/09/aim-van-rod.html) gibi dergilerdi. Bu dönemde belki de ilk Lezbiyen BDSM fotoğrafları da çekilmişti.

Jacques Biederer Photography

"Söz konusu dönemde, özellikle Fransa'da BDSM tarihi için çok önemli bir yere sahip olduğunu düşündüğüm; Jacques Biederer, 1908 yılında Paris’e göç etti ve fotoğraf stüdyosu kurdu. Kardeşi Charles, 1913 yılında yardım amacıyla yanına taşındı.

Portre fotoğrafları çekerek çalışmalarına sürdüren Biederer, bir süre sonra erotik çekimlere başladı. Erken dönem fotoğrafları klasik nü pozlar olmakla birlikte zamanla çağdaş hâle geldi. Açık hava çekimleri ve parktaki çiftler gibi basit hikâyeler anlatma kaygısı taşıyan çekimler yaptı.

İlk başlarda fotoğraflarını ismiyle imzalamasına rağmen, erotik fotoğraflarının müstehcenliği artınca “J.B.” ya da “B.” olarak imzalamaya başladı. İmzasız daha birçok fotoğrafı, sahne, set dekorasyonu ve kullandığı temayla tespit edilebilir. 1920 ve 30’larda Biederer Stüdyo, BDSM temalı fotoğraflarda ün saldı.

Deri korseler, fetiş giyim, yüksek topuk çizmeler, uzun deri eldiven, pranga, zincir, vb. fotoğraf çekimi için muhtemelen ilk kez kullanıldı. Tema olarak genellikle, kırbaçlanan bir ya da iki kadın, tamamı kadın, maledom ve femdom fotoğraflardan oluşmaktadır. Kardeşlerin her ikisi de sürüldükleri Auschwitz toplama kampında hayatını kaybetmiştir." (http://vagondergi.com/jacques-biederer/)

Man Ray, 1928

BDSM Tarihi ve Man Ray

Sanatçı ve fotoğrafçı Man Ray BDSM tarihine büyük katkılar sağlamış, 1920 ve 1930'larda kariyerinde birkaç sadomazoşistik fotoğraf çekimi yapmıştı. Ayrıca Marquis de Sade hayranlığı sebebiyle Marquis'in portrelerini de yapmıştı. Man Ray, "ilkel"e ilgi duyan, dünyanın dört bir yanındaki Aborjin insanlardan ilham alarak ve aşırı zihinsel ve fiziksel durumlarla gerçeği araştıran birçok sanatçıdan biriydi.

Rousseau'nun İtirafları'ndaki gibi Man Ray, çocukluğunun otobiyografisinde bedensel ceza deneyimini anlatmış ve sadist veya mazoşist olup olmadığını sorgulamıştı. (Autobiography, Sayfa 62) Man Ray'in sadomazoşistik fotoğraflarından bazıları, aynı bohem çevrelerde bulunan bir maceraperest, gazeteci ve yazar William Seabrook'la birlikte ortak çalışmalardı.

Man Ray'in sadomazoşizme olan ilgisi daha teorikti, Seabrook ise pratikti. Seabrook dönemine göre öylesine radikaldi ki, The Magic Island (1929) adlı kitabında, "kazada ölen sağlıklı genç bir adamın cesedinden yapılmış bir güveci yediğini ve tadının dana etine benzediğini" söylemişti.  (Yazar Notu: Man Ray, Lee Miller ve William Seabrook Konusu aslında hem ilginç hem detaylı olması sebebi ile daha sonra uzun bir yazı yazmayı planlıyorum)

1930'lu yıllarda Fransa'da durum böyleyken, Almanya'da da; kendi kimliklerini ifade etmek isteyen bisexuel, transexuel ve eşcinseller Birinci Dünya Savaşı sonrasında, kulüpler kurarak eğlenmek ve özgürleşmek istediler. Bu kabare ve kulüpler o yıllarda Berlin'de yaşayan İngiliz asıllı ABD'li Yazar Christopher Isherwood(7) tarafından "Elveda Berlin" isimli kitabında detaylı bir şekilde anlatmıştı.

BDSM Tarihi - 1940 ve 1950'li Yıllar

Birinci Dünya Savaşından sonra hızla yükselen faşizm ve Hitler döneminde, Hitler Gençliği, SA ve SS'lerin baskılarıyla bu kulüpler kapatıldı, eşcinsellik suç olarak görüldü ve pek çok eşcinsel bu dönemde (Christopher Isherwood gibi) ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Ama bu kulüpler yeraltına inerek hayatta kalmaya ve kendi özgürlüklerini yaşamaya devam ettiler. 1940'lı yılların başlarında yasaklanan pornografi ile birlikte Nazi'lerin baskıları daha da artmaya başladı.

1941 yılında Almanya'da ev yapımı filmler olarak bilinen ilk "Sachsenwald" filmleri ortaya çıktı. Bu filmlerde, eşcinsellik, BDSM, Transeksüellik gibi temalar vardı. Filmlerden bazılarına internetten erişeiblirsiniz. (Thor Kunkel, The Guardian).

“Eşcinselliğe dair görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Eşcinseller arasında "Ne yaptığım kimseyi ilgilendirmez. Bu benim özel hayatım." gibi bir bakış açısı taşıyanlar var. Hâlbuki söz konusu olan onların özel hayatı değil. Cinsellik konusu bir halk için ölüm kalımla ve dünya hegemonyasıyla eş anlamlı hale gelebilir.” Heinrich Himmler — 1937

John Willie | Possibilities | Bélier Press
Resim 5 - John Willie | Possibilities | Bélier Press

1940'larda ve 1950'lerde, Amerika'da "seks ve erotik" dergiler korsan olarak yayınlanıyordu. Dergiler, yüksek topuklu ayakkabılar, lateks elbiseler, korseler ve bondage sahneleri içeren fotoğraflar, John Willie tarafından çekilip basılmıştır. Bu fotoğraflar günümüz BDSM'sinin çağdaş görünüşünün ilk profesyonel çalışmaları olarak kabul edilir. İlk kez yüksel topuk, lateks ve tanımlamalarla fotoğraflanan bu modellerin arasında, tavşan kostümlü, at kostümlü gibi kareler yer alıyordu (Resim 5).

Bazı fotoğraflarda kırbaç, bağlama, spanking gibi ögelerde vardı.1950'li yılların sonlarında, BDSM kültürü edebiyat türleriyle de etkileşime girmeye başladı. Özellikle Sade sonrasındaki (bence en önemli eser) ciddi edebiyat çalışmalarına rastlanmaya başlandı. Bunlardan biri de Pauline Réage takma adıyla yazan, Anne Desclos'tu. 1954 yılında yazdığı "Story of O" bir BDSM kültü haline gelmişti..

BDSM Tarihi ve Popüler Kültüre Geçiş

The Notorious Bettie Page
Resim 6 - The Notorious Bettie Page

Dönemin en ünlü Bizzare modelinden biri de Bettie Page'tir. Dönemin en önemli Pin-up Kızı;(Pin-up kızı, ya da pin-up modeli, yaygın şekilde basılmış resimleri pop kültürü olarak kabul edilmiş olan mankenlere verilen isimdir. Pin-up kızları genellikle, moda modellerinden ya da kadın oyunculardan seçilirlerdi) ve BDSM tarihi ve kültüründeki en önemli modellerinden biriydi. Güçlü, masum ve hoş bir gülümsemesi vardı. En önemlisi, dönemin bağnaz toplum ve düşüncesine karşı cesareti ile cinsellikte "devrim yaptı" diyebiliriz.

Kendi sözleriyle "Herkes cinsel devrim başlattığımı söylüyor ama ama sadece işimi yapıyordum ve her anını sevmiştim" diye özetlemişti. 1960'larda tüm kesimler tarafından o denli sempati gördü ki, çok sıkı uygulanan sansür esnetildi ve nesiller boyu kadınların cinsel özgürlükleri ve kendilerini benimsemeleri için ilham verdi.

Ülkemizde yayınlandığı andan itibaren "Grinin 50 Tonu" vasıtasıyla BDSM ile tanışanlar neyse, o dönemde de Betty Page (Resim 6) oydu. Toplum Dominatrix ve itaatkar kavramlarına ilk kez bu denli aşina olmuştu. (Mutlaka "The Notorious Bettie Page" filmini izlemenizi tavsiye ederim). Betty Page ile BDSM yeraltından çıkarak özgürleşmeye başladı ve sanatsal bir hareket haline geldi.

Stonewall ayaklanması
Resim 7 - Stonewall ayaklanması

Stonewall Direnişi

LGBT direnişini resmileştiren Stonewall ayaklanması (Resim 7); Stonewall Inn, bir mafya tarafından işletilen sonradan gay bar olan ve sık sık polis baskınlarına uğrayan bir yerdi. O zamanlar her bara ayda bir polis baskınları düzenlenirdi. Stonewall’a düzenlenen baskınlardaysa polisi susturmak için onlara yüklüce miktar para ödenirdi. 28 Haziran 1969 günü, Dedektif Charles Smythe ve Müfettiş Yardımcısı Seymour Pine, barları denetleyen polislerin yerine geçip Stonewall Inn’e baskın düzenlediler. Barda bulunan yaklaşık iki yüz kişinin standart kimlik kontrolünden geçmesi gerekiyordu.

Fakat bu kez, bardakiler kontrol edilmeyi reddettiler ve bunun üzerine polis, barın içindeki herkesi tutuklayıp karakola götürme kararı aldı. O an sokakta olan insanlar, ne olduğunu anlamak için barın çevresinde toplandılar ve olayı izlemeye başladılar. Polislerin bardakilere yaptığı muameleyi gören ve hızla büyüyen topluluk polise ciddi anlamda tepki gösterdi.

Çoğunluğu heteroseksüel olan ve hiçbir örgüt bağları olmayan bu büyük topluluk, toplumsal dayanışmanın ve Amerika’nın yaptığı baskılara, o gece bir cevap vermiş oldu. Toplumun gücü, baskıyı o gece yenmiş oldu. Polis, öfkeli halk karşısında hiçbir şey yapamadı.(http://gzone.com.tr)

Medya Etkileri

Resim 8 - Robert Mapplethorpe Fotoğrafı

Stonewall ile başlayan bu hareket tüm dünyada ve özellikle de Amerika'da sosyal, sanatsal ve kültürel anlamda bir domino etkisi yarattı. Oysaki homoerotizm konusu, Oscar Wilde'dan Thomas Eakins ve J.C. Leyendecker'in tablolarına kadar uzun süredir Amerika ve dünya kültürünün bir parçası olmuştu. Bununla birlikte, cinselliğe dair açık bir tanım yoktu ya da eşcinsel olmanın "görünüşü" yoktu. Touko Valio Laaksonen (Tom Of Findland - Şu sıralar yayınlanmak üzere Filmi de hazırlanıyor. Trailer: https://www.youtube.com/watch?v=I6v3w9yfyVY)(8), Bettie Page gibi isimler, hem BDSM tarihi ve kültürü, hem de gay kültürü için bir görünüm ve kimlik yarattı.

Yirminci yüzyılın başlarındaki medya, gay erkekleri gevşek-bilekli, titiz, temiz, kızgın, şımarık ve zayıf insanlar olarak tasvir ediyordu. Finlandiyalı Tom güçlü, seksi ve kendinden emin modeli yarattı. Hem gay kültürü, hem de sanat dünyasında devrim niteliğindeydi. Tom Of Findland etkileri, Robert Mapplethorpe'un fotoğraflarında görülebilir (Resim 8). Bettie Page, Tom of Finland, Mapplethorpe ve diğer pek çok kişi modern BDSM'nin başlangıcını teşkil etti.

BDSM Tarihi ve Türkiye'de Fetiş

1940 - 50 döneminde Türkiye'de BDSM ile ilgili ilk edebi, basın-yayın, makaleler, çeviriler hayatımıza girmeye başlar. Kraft-Ebbing’in ilk baskısı 1886 yılında yayımlanan "Psychopatia Sexualis" metni Türkçeye 1949 yılında, "Tenasül Hayatımızda Bozukluklar" adıyla çevrilir. Hem orijinal, hem de çeviri metnin büyük bölümünü “fetişizm, sadizm, eksibisyonizm, mazoşizm, homoseksüellik, zoofili, pedofili” vakaları oluşturur. (Mystery or Deviance: Sexology Discourse in Turkey Between 1930-60.) Kitap Foucault’nun ifade ettiği biçimde sapkınlığa ilişkin tıbbi söylemin adaletin hizmetine koşulmasına bir örnektir.
cinsi bilgiler dergisi
1948 yılında yayın hayatına başlayan Cinsi Bilgiler Mecmuası, Türkiye’den tıp hekimleri, psikiyatr, sanat tarihçisi, gazeteci-yazar ve hukukçuların yazıları ile yabancı tıp hekimlerinin ve seksologların çeviri makalelerini içermektedir. Burhan Öncel, Kazım Arısan, Samih Nafiz Tansu, Peyami Safa, Kemal Çağlar, Bülent Davran, Rasim Adasal, Turgut Uran, Nuri Kodamanoğlu, Kayıhan Uraz, Türkiye’den yazan isimler arasındadır.

İlk Fetiş konulu yayınlar

Cinsi Bilgiler Mecmuasında "Cinsel Sapkınlıklar" olarak yayınlanmış ve anlatılmıştı. Elbette dönemin siyasi atmosferine bakacak olursak II.Abdülhamit ile başlayan istibdat ve sonrasındaki Balkan ve Birinci Dünya Savaşları, bu tip konuları pek de umursamayan bir toplum oluşturmuştu, çünkü çok daha ciddi sorunlar vardı. O sebeple, Osmanlı İmparatorluğu döneminde (Bkn. Osmanlı'da Seks adlı yazıya) bile görülen cinsel fantazi, fetiş ve seks içerikli basın, yayın ve sanatsal eserlerin bu süreç içerisinde neredeyse hiç görülmemesine sebep olur. Halihazırda erişilebilecek kaynaklarında kısıtlı olması sebebiyle, 2.Dünya Savaşının sonrasında Cinsi Bilgiler Mecmuası gibi yayınlar ortaya çıkmaya başlar.

Sinemanın ortaya çıkmasıyla 1900'lü yılların başlarında erotizm, Türkiye Tarihindeki yerini yavaş yavaş almaya başlar. Fransız işgali altındaki, 1919 İstanbulunda ilk Türk Erotik filmi olan Mürebbiye (Mürebbiyenin Fransız bir kadın olması sebebi ile yasaklanır.) yayınlanır.1970' li yıllara gelindiğinde, dönemin en etkili medya unsuru olan sinema, Yeşilçam'ın buhranlı dönem yaşaması yüzünden erotizm ve porno filmlere doğru hızlı bir geçiş yapar.

Bu dönem fetiş ve BDSM objelerinin ve kostümlerinin yavaş yavaş hayatımıza girmeye başladığı ve Filmlerde az da olsa yer bulup, halka indiği zamanlar olur. 1975 yılı yapımı olan "İşte Kapı İşte Sapı" filminde olduğu gibi. (Türkiye sosyal ve kültürel hayatında BDSM tarihi teması hala taslak halindedir. Bu konuyu etraflıca araştırıldıktan sonra detaylandırılacaktır.)

Günümüz

Günümüz ve günümüz sanatına geldiğimizde Nine Inch Nails, Marilyn Manson, Rammstein ve hatta Euryhmics'in kilplerine bir göz atalım. Bu sanatçılar ve daha pek çokları, BDSM'yi kendi görünümleri ve ifade biçimleri için kullandı: Marilyn Manson; korseler ve latex ile, Trent Reznor (Nine Inch Nails) "Pinion" da ki muhteşem performans ile, Rammstein şarkı sözleri ile.

Bunun dışında konusu en sıradan dizi ve filmlerde bile artık her an BDSM içerikleri, objeleri ve göndermeleri / metaforları görmek sıradan hayatımızın bir parçası haline geldi.

1990'larda Amerika'da, Gey kültürü ile özdeşleşen BDSM artık büyük bir ekonomiyi besleyen kaynak haline geldi. Porno sektörü, fetiş oyuncakların satışı, festivaller ve medyada adından sıkça bahsedilmeye, insanların evlerinde kendi küçük zindanlarını, sosyal hayatta ise istenilen her şeyi barındıran ve kiralanabilir BDSM evleri ortaya çıkmaya başladı. "D&S ve fetişizm sosyal hayatımızın bir parçası oldu. Hakimiyet ve esaret orta sınıf bireylerin gelir düzeyinin karşılayacağı bir şey olmaktan artık çıktı." (Brame, Gloria G., 1993 Different Loving: The World of Sexual Dominance & Submission )

1990'lı Yıllar ve Sonrası

1990'ların başında yeni nesil medya olan internetin yükselişiyle  aynı ilgi alanına, fetişlere ve kültürlere sahip insanlar çok daha hızlı iletişim kurmaya, çeşitli online gruplar oluşturmaya başladılar. BDSM topluluklarının dünya çapında etkileşime girebilmesi, klasik fetiş ve oyunların dışında literatüre farklı fetişler, oyunlar ve ilgi alanları da kazandırdı. Bu kütürü "sapkınlık" olarak düşünen kesimler, BDSM'yi daha iyi anlamaya, bu ortamlardaki yazılanları, sohbetleri ve yayınları incelemeye başlayarak, kültürün genişlemesini ve daha fazla kitleye erişmesine de ön ayak oldular. Haliyle bu etkileşim süreci sadece pornografi ile kalmayıp ciddi sanat dallarında insanların özgürce kendilerini ifade edebilmesine olanak sağladı.

Fotografçı Romain Slocombe 1993-96 yıllında yaptığı "City of the Broken Dolls" adlı çalışmasında, Tokyo'nun fütüristik cinsellik ve teknolojiye karışmış sessiz bedenlerini "kimliksiz" olarak gösteriyordu. Bu çalışmada güzel Japon kızları, kırık kol ve bacaklar, sargılar, travmalar ile şiddet fantazisi, medikal fetiş ve esarat temalarıyla oldukça prokatif bir şekilde aktarılmıştı.(http://www.americansuburbx.com/2014/06/romain-slocombe-city-of-broken-dolls.html)

Tanımlar/Açıklamalar;

Heteronormative;

Heteroseksüelliğin tek normal cinsel yönelim olduğunu düşünen; erkek ile kadın dışındaki cinsiyetleri/biyolojik cinsiyet-dışı cinsiyetleri yok sayan; ve erkek ile kadına toplumsal cinsiyet rolleri biçen görüşte olan insanlar ve bu görüşün kendisi için kullanılan bir sıfat.

Inanna (İştar);

Sümerler’in büyük Gökyüzü Tanrıçası olan İnanna, ışığın, aşkın ve Sabah Yıldızı’nın (Venüs) sembolüdür. Halk arasında çok sevilen tanrıça, ardından güneşin yükseldiği tepelerde oturur. Bir gün yüce yükseklerden en karanlık derinlikleri dinler ve bir kere ayak basıldı mı bir daha dönüşü olmayan karanlık yeraltının efendisi olan ablası ve baş düşmanı Ereşkigal’ı ziyaret etmek için tahtından kalkmaya karar verir. En güzel elbiselerini giyer ve en görkemli mücevherlerini takar. Gökyüzünü, yeryüzünü, rahiplerini ve yedi şehirdeki tapınaklarını terk eder. Tüm dikkatini büyük yer altına yöneltir.

Ancak önce sadık veziri, kelime ustası, doğru sözlü şövalyesi Ninşubur’a direktif verir. Eğer İnanna üç gün içerisinde geri dönmeyecek olursa feryat etmelidir vezir. Hemen Tanrıların Babası Enlil’e yardım etmesi için yalvarmalı, o yardım etmeyi redderse Ur şehrindeki Ay Tanrısı Nanna’ya gitmeli, o da olmazsa Eridu’daki bilge Su Tanrısı Enki’yi bulmalıdır, o mutlaka yardım eder.

Böylece İnanna Lapislazuli1’den yeraltı dünyasının kapısının bulunduğu dağa doğru yol alır ve kapıdaki bekçi Neti’ye şöyle der: “Ben Gökyüzü Tanrıçası İnanna’yım ve doğuya doğru yola çıktım.” Neti göklerin tanrıçasının yeraltı dünyasına ayak basmak istediğini anlayınca şaşkınlıkla sorar: “Eğer sen ışığın doğduğu yerin, gökyüzünün tanrıçasıysan tanrı aşkına dönüşü olmayan bu yere neden geldin?” Bunun üzerine İnanna, ablası Ereşkigal’ın ölen kocası Gugallanna’nın cenaze törenine katılmak için geldiğini söyler.

Bu istek Neti’yi aşar. İnanna’ya beklemesi için rica eder ve doğru tanrıçası Ereşkigal’a koşar ve onun kararını sorar. Karanlık kraliçe nefret ettiği kızkardeşinin bu ziyaretinden hiç mutlu olmaz. Sinirinden dudaklarını kemirmeye ve dövünmeye başlar. Ama yine de Neti’ye onu içeriye bırakmasını söyler. Ancak tüm ölümlüler gibi tanrıça da çırılçıplak kalıncaya kadar soyunacak ve yeraltının yedi kapısının her birinde mücevherlerinden ve kostümlerinden teker teker vazgeçecektir.

İnanna'nın Sorusu

Her kapıya geldiğinde İnanna sorar: “Neden?” ve her seferinde Neti ona “Sakin ol İnanna! Yeraltı dünyasının kuralları esastır, hiç kimse onları sorgulayamaz!” der. Böylece Gökyüzü Tanrıçası çıplak ve eğilmiş bir şekilde Ereşkigal ile kaderini elinde tutan yeraltının yedi korkunç yargıcı Annunakiler’in oturduğu yere gelir. Hepsi onun etrafında çember oluştururlar, derinlikler tanrıçası nefretle ona haykırır ve onu suçlu olarak açıklar. Sonra Ereşkigal Inanna’ya öldürücü bir bakışla bakar ve zirvelerin tanrıçası ölür.

Güvenilir veziri ve yeryüzündeki sadık müttefiki Ninşubur tanrıçasının talimatına sıkı sıkıya bağlıdır. Üç gün sonra, önce Nippur’daki Tanrı Enlil’i, daha sonra Ay Tanrısı Nanna’yı yardıma çağırır. Her ikisinden de red cevabı alan vezir doğruca Eridu’daki iyi kalpli Bilgelik Tanrısı Enki’ye koşar. Enki sevgili İnanna’sının başına gelenleri duyar duymaz, tırnaklarının diplerindeki kirden Kurgarru ve Kalaturru adında iki tane cinsiyetsiz yaratık ortaya çıkartır ve onları yaşam besini ve suyuyla yeraltı dünyasına gönderir.

Kurgarru ve Kalaturru bir yolunu bulup derinlikler tanrıçasına yaranmayı başarırlar ve İnanna’yı yeni bir yaşama uyandırma iznini alırlar. İnanna tekrar dirilerek yeraltı dünyasını terk edebilecektir. Ancak geri dönüşü olmayan bu diyarın karşı gelinemez kuralları onun için de geçerlidir: Yeraltı dünyasının kapısının eşiğinden içeriye atlamış hiç kimse kendisinin yerine onu ölüler krallığında temsil edecek birisini getirmeden, aydınlıklar ülkesine geri dönemez, aksi takdirde korkunç cinler tarafından kovalanır ve yakalanıp geri götürülür. İnanna uygun bir kurban bulmak üzere ülkeler ve canlılar arasında gezer gezmesine de her seferinde geri çekilir.

Sonunda kendi ülkesine döndüğünde büyük bir öfkeyle fark eder ki, oğlu ve sevgilisi olan Dumuzi onu pek özlememiş, tam tersine onun yokluğundan istifade ederek boş kalan tahtına kuruluvermiştir. Bunun üzerine İnanna ona ölümün gözleriyle bakar, cinler onun üstüne üşüşürler ve af dilenen kurbanı doğruca gecenin krallığına sürüklerler. (Kaynak http://www.mitolojivesembolizm.com/inanna.htm)

BDSM Tarihi 2. Bölüm için tıklayın

Kaynaklar

  1. Anne O Nomis, The History  Arts of The Dominatrix,  Sayfa 6 ve genel çeviri ve alıntı (https://historymsu.wordpress.com/2017/04/26/the-extended-history-of-bdsm/)
  2. A'dan Z'ye Dünya Mitolojisi, David A. Leeming, Sayfa 32, Say Yayınları
  3. Sevgi Çemberi, Dans Çemberi, Akışa güvenmek, teslimiyet ve Kabul konularını içeren Farkındalık Kurumları mevcuttur. Bunun dışında BDSM Pagan topluluklarındaki detaylı ritüelini http://www.paganbdsm.org/rituals/inanna.html adresinde bulabilirsiniz.
  4. Sunil M Doshi, J Indian Acad Forensic Med. Jan-March 2015, Vol. 37, No. 1, ISSN 0971-0973, Review Research Paper.
  5. Juvenal, Satires 6. 32,33,34 pasajlar.
  6. AnonyBDsM,

    http://bdsmkulturu.com/2017/10/bdsmye-tatl-bir-giris.html

  7. Asıl ismi Christopher William Bradshaw Isherwood. 1904 yılında Cheshire’da (İngiltere) doğdu. On yaşında babasını kaybetti. Küçük yaşlardan itibaren yazma denemeleri yapmaya başladı. İngiltere’nin muhafazakar yapısı Isherwood’un genç yaşta keşfettiği eşcinselliğini özgürce yaşamasına uygun değildi. Bu nedenle 1929 yılında eşcinsel alt kültürüyle ünlü Berlin’e yerleşti.Özel dersler vererek dört yıl kaldığı Berlin’de yaşadıkları Mr. Norris Changes Trains (1935) ve Goodbye to Berlin / Hoşça Kal Berlin (1939) romanlarının konusu oldu (Bu iki roman daha sonra The Berlin Stories adı altında bir arada yayımlamış ve 1951 yılında I Am a Camera (1951) adlı oyuna, 1955 yılında ise I Am a Camera adlı filme uyarlanmıştır. Aynı oyun Brodway’e Cabaret müzikali olarak taşındı. Cabaret 1972’de Bob Foss tarafından sinemaya aktarıldığında Liza Minelli’ye büyük bir ün sağlayacaktı.)
  8. Touko Laaksonen adlı 1920 doğumlu bir çizer tarafından resmedilen erotik erkek eşcinsel çizgi dizisi. Dizinin tamamı Tom of Finland olarak ifade edilir. Karakterler eşcinsel fetiş tiplemelerinden olan denizcilerden tutun, zenci, polis, işçi, kovboy tipine kadar birçok alanda varlık gösterirler. Çizimlerde araya sıkıştırılmış sado mazo karelerden tutun, üniforma/deri uzun sıkı çizmeler sık sık yer alır.

 

(Visited 577 times, 1 visits today)
Tags:
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

İletişim

En kısa sürede cevap vereceğiz.

Gönderiliyor

İçerikler izinsiz alınamaz, kopyalanamaz. ©2019 BDSM Kültürü  |  Instagram  |  Twitter

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account