Bdsm Tarihi

BDSM'nin kültürel, dinsel ve tarihsel ilişkileri yadsınamaz bir gerçek olsa bile herhangi bir okült inanış, ezoterizm veya din ile direkt bir ilgisi yoktur. BDSM Tarihi ile ilgili yazdığımız ilk makaledeki, antik kanıtlara dayanarak, günümüze kadar BDSM Tarihi ve kültürünün diğer cephesine bakmaya çalışacağız. Gor öyküleriyle başlayan ve bu yazının önceki bölümünde anlatılmış olan, tarihsel ve dinsel ilişkileri çok sonraları toplumun bazı kesimleri tarafından benimsenerek bir yaşam şekli haline ve bazı fetişlere dönüştürülerek bir kült haline gelmiştir. BDSM'in temeli, edebiyatın yazınsal ve özellikle de hikaye ve romanlara dayanan temel omurgasında belirlenmiş ve BDSM topluluklarının vazgeçemeyeceği unsurlarını oluşturmuştur. Kullanılan terimler ve tanımlamalar genellikle ilişki dinamikleri içerisinde yaşandıkça ortaya atılmış ve pek çok alt kültürün oluşmasına olanak tanımıştır.

BDSM'nin temel ilişki dinamik ve rolleri tarihsel gerçekler doğrultusunda araştırılmaya ve aralarındaki ilişki 1960'lı yıllardan sonra tartışılmaya başlanmıştır. Antik çağlardan bu yana süregelen köle ve efendi ilişkilerindeki göze batan modellerin BDSM kültürü ile benzerlik göstermesi aslında bir tesadüf olmayıp, kült haline gelmesinin temellerinde bu gerçeklikler yatmaktadır (Gor Roman Serisi / John Norman).

Köleliğin Kısa Tarihine Bakış

Neredeyse insanlık tarihi kadar eski olan esaret, esirlik ve kölelik kavramları, medeniyetlerin gelişmesi ile birlikte ortaya çıkan toplumun sınıf ve statü katmanlarının oluşması, köleliği aynı zamanda büyük bir ekonomi haline getirmiş, köle pazarları, özel inşa edilen köle ticaret gemileri, köle evleri ve efendilerin ortaya çıkmasına olanak vermiştir. Günümüzden çokta uzak olmayan bir geçmişe kadar yasal olarak desteklenmiş ve Avrupalı emperyalist güçlerin en büyük sermayelerinden biri olarak yüzyıllar boyu varlığını sürdürmüştür. Yazılı kayıtlarda ilk kez Eski Mısır Kiş Kenti sarayında bulunan yazıtlarda rastlanmıştır. "Bu belgelerde kadın kölelerin tapınak atölyelerinde iplik eğirici ve dokuyucu olarak çalıştırıldıkları yazar. (C.Freeman - Mısır, Yunan, Roma ve Antik Akdeniz Uygarlıkları)"

Antik dönemin yaşam şeklinde kölelik ve efendilik kavramları günlük rutin ve yaşam şekliydi. Düşünceden, sanata kadar olan yelpazedeki tüm sosyal yaşamda bu derin bir şekilde hissedilmekteydi.  Aristoteles Politika'sında şöyle yazar;

Asya halkları zeki ve yetenekli bir mizaca sahipler, fakat ruhtan yoksun olduklanndan sürekli bir bağımlılığı ve köleliği yaşıyorlar.’ Buradan da ‘hem tinselliği zengin hem de zeki’ olan Yunan ırkının Asyalıları köle olarak kullanmakta haklı olduklarını savunur.

Köleliğin Kaynakları

Köle kelimesi, Latince'de servus kelimesinden türetilmiştir. Romalılar insanları iki sınıfa ayırırlardı; özgürler (liberi) ve köleler (servi) (Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 55. sayı). Köleliği açıklarken, çoğu zaman zorla özgürlüğü elinden alınmış bir birey akla gelir. Fakat bu bilgi doğru değildir. Temelinde bir insanın kendisinden daha güçlü olan başka bir insana her şekilde hizmet etmesi olarak adlandırılan köleliğin, birden fazla kaynağı bulunuyordu. Köleler:

  • Savaşlarda ele geçirilen esirler
  • Kendi isteği ile köle olmak isteyenler
  • Borcunu ödemek karşılığında kölelik yapanlar
  • Suçları dolayısıyla köle olanlar,
  • Ailelerin köle olarak sattığı kendi çocuk veya eşleri

gibi kaynaklardan temin edilebiliyordu. Bu kaynaklar hemen hemen tüm antik ve orta çağ toplumlarında benzerlik gösteriyordu.  Savaşlarda ele geçirilen esirler daima tüm kültürlerde en büyük köle kaynağıydı. Bu köleler sadece asker olanlarla sınırlı değildi. Teslim olmamış düşman askerleri ve teslim olmamış düşman halkı, savaş sonrasında genellikle esir olarak kabul ediliyordu.  Bu savaş ganimetleri en adi ve ağır işleri yapmak için kullanılır, kimileri yeteneklerine ve fiziksel özelliklerine göre işlere verilirdi.

Kölelerin Sosyal Yaşamı

Köleliğin rolü, sadece Roma'da değil, bütün eski çağ medeniyetinde, hem önemli, hem de gizlidir. Önemlidir; zira kölelik eski çağ ekonomisinin temel taşlarından, maddî hayatın şartlarından biridir. O zamanki toplumların ekonomik hayatı için faydalı ve vazgeçilmez bir unsurdur. Sanayide, makine yerine köle kullanılmıştır. "Mekik kendiliğinden havada uçup dokuma işini yapmadıkça, ustanın kalfaya, efendinin köleye ihtiyacı olacaktır" diyen Aristo, makine eksikliğini sezmişe benzemektedir. Üretim kol gücüne ve köle emeğine dayandığı için çalışmak, hattâ teknik ile uğraşmak İlk çağ insanı bakımından alçaltıcı, ayıp bir şey sayılıyordu. Gizlidir; çünkü, üzerinde pek fazla durulmamış, politik bir problem teşkil etmiştir. (Tahiroğlu, Osmanlı İmparatorluğunda Kölelik)

Thedore  Zeldin, İnsanlığın Mahrem Tarihi adlı eserinde köleliğin temel dayanaklarını da yukarıdakine benzer bir şekilde farklı bir pencereden değerlendirmişti; "İnsanlar geçmişle üç temel nedenle köle oldular. Birincisi korkuydu: Yaşamak ne kadar acı verirse versin, insanlar ölmek istemiyordu. Böylece, savaşla ölmenin en büyük şeref olduğuna inanan ve insanları köleleştirmekle hayvanları ehlileştirmek arasında aynı güç ve rahatlık arayışının parçaları olmaları itibariyle fark gözetmeyen krallar, şövalyeler ve diğer şiddet bağımlıları tarafından hor görülmeye razı oldular.

Köleler ayrıca, hayvan muamelesi görmeye, alınıp satılmaya, kafalarının kazınmasına, damgalanmaya, dövülmeye, aşağılayıcı isimlerle anılmaya da (Maymun. Mahzun, Orospu, Kaşıntı) göz yumdular, çünkü zulüm insanlığın büyük bölümü için yaşamın kaçınılmaz bir unsuru gibi görünüyordu. Han döneminde Çin’de kullanılan “köle” sözcüğü, “çocuk” ya da “kadın ve çocuk” sözcüklerinden türemişti. Böyle sorgusuz sualsiz itaat modelleri dünyanın büyük bir bölümünde, resmi olarak köle olsun olmasın, insanlığın ezici çoğunluğuna dayatılmaktaydı. (Sf.9-10)"

BDSM Tarihi, Kölelik ve Antik Kültür

Antik Yunan'da özgür insanlar kontrat karşılığında iş gücü sağlamak amacıyla bir efendinin hizmetine girebilirdi. "Tarihçi Ksenophon, kiralayabileceği bin köleye sahip bir kişiden bahseder, fakat kiralanan köleler sahipleri tarafından öyle hor kullanılırlardı ki, hayattan hiçbir beklentileri kalmazdı."

Antik Yunan'da yaşamış nüfusun yaklaşık %30’unu oluşturan köleler (Freeman, 1996, s.204), genel olarak üretim ve ev hizmetlerinde çalıştırılmaktaydılar (Bilgin, 2004, s.53). Köleler, daha çok Yunanlı olmayıp, dış ülkelerden getirilmiş kimselerdi. Keza dönemin hâkim görüşü çerçevesinde,  yabancılar ile köleler doğaları gereği bir sayılmaktaydılar.
Homeros’un savaş esirleri ve aileleri olarak açıkça belirttiği kölelik, antik dünyada büyük ölçüde yaygındı. Bununla birlikte, doğu uygarlıklarının lüks tüketim mallarına karşılık Yunanistan’dan alabileceği birkaç malın arasında insanoğlu da vardı ve böylece köle ticareti başladı. İlk zamanlarda Trakya, daha sonra da Anadolu'nun iç bölgeleri köle sağlayan en önemli kaynaktı. Yunanlıların köleleri kendileri için alıkoymaları giderek yaygınlaştı ve nihayet birçok kentte köleler, nüfusun yaklaşık yüzde 30’unu oluşturur oldular. (C.Freeman)

Mısırda Ev Kölesi

Kadın ya da erkek bir köle, Yunanlı efendisi için çalışmaya başlamadan önce sarsıcı deneyimler yaşardı. Köle aileler genellikle parçalanır ve yerli kültürden koparılırdı. Satın alınmış bir insan olarak Yunan dünyasına girişin kültürel şoku çok şiddetli olmalı. Üstüne üstlük, bir köle olarak günlük yaşamak zorunda olmanın sarsıntılarını ölçmek çok zordur. Evin içinde, kölelere koruma sağlayan bazı anlaşmalar ve ritüeller olurdu. Köle, yeni evinde törenle karşılanırdı (ve yeni hayata başlangıcın işareti olan yeni isimle).

Köleyi haksız yere dövmenin, hubris, yani kibirlilik olduğu düşünülürdü. Bu gibi âdetler ve doğal özgecilik yaşamı dayanılır kılmak için birleştirilebilirdi, fakat kişi fazla iyimser olamazdı. Aristophanes’in komedyaları keyfi biçimde uygulanan vahşetin yaygın olduğunu akla getiriyor. Erkeklerin kadın köleleriyle cinsel ilişkiye girmeleri doğal karşılanırdı ve eğer bu bir davada kanıt olarak öne sürülecek olursa, kadının kocasına sadakatsizliğinin deliliyle karşılaştırılamayacak kadar değersiz görülürdü.

BDSM Tarihi, Kölelik ve Roma İmparatorluğu

Roma Sokaklarında Captivas' lar

Roma'nın ilk döneminde kölelik sadece ev köleliğinden ibaretti. Bu dönemde Roma'nın komşuları ile yaptığı savaşlardan elde edilen bu köleler genellikle aynı soydan gelen ve aynı dili konuşan insanlardı ve Romalı asil ailelerin yanına hizmetli olarak verilirdi. Genellikle bir aile bireyi gibi muamele görürlerdi. Fakat Roma, Cumhuriyet döneminden sonra genişlemeye başlamış, kuzeyde İngiltere, batıda İspanya, güneyde Sicilya ve Mısır, Doğuda Akdeniz ülkeleri ile savaşlar yapmış ve köle nüfusunda patlama yaşanmıştı.

Özellikle Cumhuriyet döneminin son iki yüzyılında Hellenistik Yunan ve Akdeniz'den gelen savaş esirleri (Captivas) Roma sokak köşelerinde birkaç kuruşa satılır hale gelmişti. Bu köle enflasyonu İmparator Vespesian döneminde Kudüs'e yapılan seferlerde yüz binden fazla Yahudinin köle yapılarak pek çok Roma kentine gönderilmesi ve Jül Sezar'ın Galya Savaşları sonunda bir milyondan fazla insanı esir etmesi gibi olaylarla devam etmişti. (Commentarii de Bello Gallico - Jül Sezar). Bir tahmine göre, İ.Ö. birinci yüzyılda İtalya’da nüfusun hemen hemen yüzde 40’ını oluşturan 3.000.000 köle vardı. (C.Freeman)

Kanunlar ve Ekonomi

Bu kölelerin bir kısmı Gladyatör olarak arenaya çıkarılır, bazıları madenlerde işçi olarak kullanılırdı. Roma'da kendini köle olarak satmak isteyen bir bireyin 21 yaşını doldurmuş olması ve bunu Roma toprakları dışında yapması kanuna bağlanmıştı.

Roma İmparatorluğu tüm ihtişamına karşın aşırı uçlarda yaşamların olduğu bir imparatorluktu. İmparatorluk nüfusunun büyük çoğunluğu yoksuldu. Tek kelimeyle, içinde, şanslı azınlıktan daha geniş bir kitlenin refahtan yararlanması için üretilebilecek yeterli bir üretim fazlası yoktu. Nüfusun çoğunluğu, topraksız işçiler, kiracılar ve köylü arazi sahipleri olarak, mevsimlerdeki ya da iklimdeki bütün dalgalanmalara maruz kalacak biçimde toprağa bağlıydı. Kıtlık ve açlık sık görülürdü. Ayrıca, temel gereksinimlerin fiyatlarının aşırı şekilde dalgalandığı ve kıtlık zamanlarında buğday fiyatının normalin altı ya da yedi katı kadar artabildiği de bir gerçekti. Kısacası küçük bir azınlık dışında çoğunluğun yoksul olduğu Roma toplumunda, açlıktan ölmemek ve hayatta kalmak için kölelik bazen tek kurtuluş yoluydu.

Roma'daki bu durum Antik Yunan'da da aynıydı. Kendi arzusuyla köleliğe geçenlere Roma'da Servus Poenae denilirdi. Antik Yunan'da da kölelik (doulos) Romadaki gibi çeşitli biçimlerde olabilirdi. Eski Mezopotamya’da da kölelik temelleri neredeyse aynıdır.

BDSM Tarihi ve Antik Anadaolu'da Kölelik

Kölenin doğrudan sahipliği anlamına gelen menkul kölelik en yaygın olandı, fakat Sparta’da ki gibi eski konumlarından aşağı düzeye indirilmiş [yarı-köle durumundaki] heilot’lar da vardı. Onlarla ilgili bir ifadeye Thukydides’te rastlanır. Sparta Kralı Brasidas’la birlikte sefere çıkan 700 heilot azat edilerek ödüllendirilmiş ve istedikleri yerde yaşamalarına izin verilmişti. Bu durum, onların genelde toprağa bağlı olarak yaşadıklarını ve tek bir kişinin değil, ülkenin hizmetkârları olarak görüldüklerine işaret eder. Heliot’lar menkul kölelerden farklıydı, öncelikle Yunanlıydılar, kendi toplumlarında, geleneksel olarak kendilerine ait olan topraklarda yaşar ve hiç olmazsa ürettiklerinin bir miktarını ellerinde tutabilirlerdi (C.Freeman).

Erekhtheion Tapınağı

Becerikli köleler özgür kişilerle, hatta vatandaşlarla bile yan yana çalışabilirdi. Atina’daki Erekhtheion’un inşaatında çalışan 86 işçinin sosyal konumlan bugüne gelen kayıtlardan biliniyor. 24'ü vatandaş, 24’ü metik (özgür statüdeki yabancılar) ve 20’si de köleydi. Köleler duvarcı ve marangoz olarak çalışıyorlardı; emekleri karşılığı ödenen para özgür insanlarla aynıydı. Sokakta köle ile özgür bir kişiyi ayırt etmenin imkânsız olduğu söylenir.  Madenlerde çalışan köleler, kentin en çok aranan zenginlik kaynağının elde edilmesinde harcanabilen araçlardan farklı görülmezlerdi. Fahişelerin çoğunluğunu da köleler oluşturuyordu.

Stoacı filozoflar süregelen kölelik kurumuna karşı hümanist söylemler geliştirmiş bile olsalar, tarihin tozlu sayfalarında unutulup gittiler. Seneca mektuplarından birinde;

Köle diye çağırdığın insanın seninle aynı tohumdan geldiğini, aynı gün ışığının tadını çıkardığını, senin gibi soluk aldığını, senin gibi yaşadığını, senin gibi öldüğünü unutmazsan eğer, onun seni bir köle olarak tasavvur edebildiği gibi, sen de kolaylıkla onun özgür bir insan olduğunu düşünebilirsin.

diye yazmıştı. Bu tip sözlerin yüksek sesle söylendiğine dair herhangi bir kanıta o dönemde rastlanmıyor.

BDSM Tarihi ve Dünyada Kölelik Modelleri

Kendi isteği ile köleliği seçmek sadece Yunan ve Roma medeniyetlerinde görülen bir durum değildi. Aztek dönemi Meksikasında kölelerin büyük kısmı, bunalımlardan, sorumluluklardan kurtulma isteğinin baskısı altında, tabir yerindeyse köle olmayı “seçmiş” kişilerdi - ulusal top oyunu patolli’ye bağımlılıkları yüzünden her şeyini kaybetmiş eski sporcular örneğin, ya da aşktan yorularak, önlerinde yiyecek bir şey bulma garantisini tercih eder olmuş kadınlar: Kölelik sözleşmesinin temeli, kölenin doyurulmasına, doyurulmayacak olursa da salıverilmesine dayanıyordu.  (T.Zeldin)

Aristokrat toplum sınıfının temellerinin atılmasıyla toplumun yaşam şekilleri arasında derinleşen uçurumlar, bazı kültürlerde Roma'da olduğu gibi özgür insan ve köle gibi ikili bir katmandan fazlasını oluşturmaya başladı. Hindistan'da 1975 yılında resmen kaldırılan Kast (Jati) sistemi; toplumu resmen tabakalara bölen ve ayrıştıran bir kurum olarak 3000 yıl devam etti ve hala kırsal kesimlerde de devam ediyor.

Bu sistemde kölelerin ait olduğu sınıftan daha kötüsü de bulunmaktaydı.. Paryalar.. Paryalar herhangi bir sınıfa girmeyen ve tamamen dışlanmış insanlardan oluşmaktaydı ve toplumun en alt tabakasıydı. Bu tip kast sistemlerine Yeni Gine, Afrika ve Kızılderili kabilelerinde de rastlanmaktadır.

BDSM Tarihi ve İlahi Metinlerde Kölelik

Bütünüyle insanın malı olan, bir eş - yaymış gibi kolaylıkla alınıp satılabilen bir mal hükmündeki köleler ve kölelikle ilgili düzenlemeler ilahi metinlerin de konuları arasında yer almıştır. Örneğin, Yahudilik dinine göre köleler, yedi gruba ayrılmaktadır. Bunlar; İbrani köleler, yabancı köleler, fakirler, borçlular, suçlular, savaş esirleri, kadın köleler ile kölelerin çocuklarıdır. Bu dinin kutsal kitabı olan Tevrat’ta kölelerin azat edilmesiyle ilgili hiçbir teşvik edici hüküm bulunmamaktadır. Yalnızca borçları yüzünden köleleştirilen İbrani asıllı kölelerin altı sene sonunda borcunu tamamlayamasa dahi kölelikten azat edilmesi gerektiği belirtilir.

Buradan, yabancı olan kölelerin hiçbir hayat hakkına sahip olmadıkları kanaatine varmak mümkündür. Mevzu bahis bu köleler yalnızca kendi bedellerini ödeyebildikleri takdirde serbest kalma hakkına sahiptirler. Efendilerinin malı sayılan kölelerin gördükleri işkenceler neticesinde ölmeleri halinde ölüme sebebiyet veren kişinin hür dahi olsa, cezalandırılmasıyla ilgili kurallar da Tevrat’ta mevcuttur.Ancak bu durum kölenin yediği dayak veya gördüğü işkencenin ardından ölmesiyle gerçekleşir; yani köle, maruz kaldığı kötü muameleden birkaç gün sonra hayatını kaybederse, hür kişi cezai sorumluluktan muaf tutulmaktadır.

Hristiyanlık

Hristiyanlık öğretilerinde olmasa da sonradan Kilisenin nazarında mülkiyet ve kölelik bir bütün olarak düşünülmüş, insanın köle olarak özel mülkün bir parçası haline getirilmesine hiç itiraz edilmemiştir. Kilise, kölelik kurumunu doğrudan doğruya yadsımak ve ona karşı çıkmak yerine, köleye sabır ve tahammülü nasihat etmiş, sahibine de merhamet ve hayırseverliği salık vermiştir. Bu inanç biçimi, köleliğin doğal bir zorunluluk olduğunun düşünüldüğü eski çağ toplumlarıyla tam bir uzlaşı içerisinde olmuştur. Hristiyan inancı köleliği, kölelerin günahkâr olmalarıyla da ilişkilendirmiştir. Bu inanışa göre kişi Tanrı’nın gazabını üzerine çektiği için köle olarak yaratılmıştır; günahlarının bedelini de yalnızca ait olduğu efendisinin türlü zulümlerine ve işkencelerine katlanarak ödeyebilecektir.

Eski Ahit, köleliği kabul etmiştir. “Kenan’a lanet olsun, köleler kölesi olsun kardeşlerine. Kenan, Sam’a kul olsun. Kenan, Yasef’e kul olsun. Köleleriniz, cariyeleriniz çevrenizdeki uluslardan olmalı. Onlardan köle ve cariye satın alabilirsiniz. Ayrıca, aranızda yaşayan yabancıların çocuklarını, ister ülkenizde doğmuş olsun ister olmasın, satın alıp onlara sahip olabilirsiniz. Onları miras olarak çocuklarınıza bırakabilirsiniz. Yaşamları boyunca size kölelik edecekler. Anca, bir İsrailli, kardeşine efendilik etmeyecek, sert davranmayacaksın. Eğer İbrani kardeşlerinizden bir erkek ya da kadın size satılırsa, altı yıl size kölelik edecek yedinci yıl onu özgür bırakacaktır.” (Kutsal Kitap, 2004; 10-11, 155, 237)

İslamiyet

İslamiyet ise, geldiği ilk günlerden itibaren köleliğe sebebiyet veren durumları ve ikinci aşamada köleliğin bizzat kendisini kademeli biçimde ortadan kaldırmıştır. Öyle ki buna, savaşlarda esir düşenlerin köleleştirilmesi de dâhildir. İslam, kendinden önce gelen dinlerden farklı olarak köleliğin olmadığı bir toplum vücuda getirmeyi hedeflemiştir. İslam bunu yaparken, teşvik edici kurallar getirmekle birlikte, daha da ileri giderek hataen adam öldürme, yemin bozma, zıhar yapma, bilerek oruç bozma gibi günahlardan arınmayı köle azat etme koşuluna bağlayarak kölelikle mücadele etmiştir.

Bununla toplumda bulunan mevcut köle sayısının azaltılması ve zamanla tamamen yok edilmesi hedeflenmiştir. Bütün insanların Allah’ın huzurunda eşit olduğu görüşü de İslam dini tarafından yaygınlaştırılmıştır. Bu nedenle kölelik İslam’ın gelişinden sonra Ortadoğu’daki etkisini yavaş biçimde kaybederken, Batı merkezli yürütülen bir uygulama olarak varlığını sürdürmüştür. Özellikle en acımasız köleleştirme uygulamaları XV. yüzyıldan itibaren Avrupa’nın Afrika’yı keşfi ile birlikte görülmüştür. Bu tarihten itibaren milyonlarca Afrikalı yaşadıkları topraklardan zorla koparılarak Batı’ya götürülüp zorla çalıştırılmış ve pazarlarda satılmıştır.(Z.Z.Bakır)

Not: 
Sonraki bölümde Asya Medeniyetleri ve Özellikle İslamiyet öncesi ve sonrası Türk Tarihindeki Kölelik konusu araştırılacaktır.

İlgili Yazılar;

http://bdsmkulturu.com/2017/10/bdsm-kole-efendi-genis-tarihi-1.html

Kaynaklar;

  1. Charles Freeman, Mısır, Yunan ve Roma Antik Akdeniz Uygarlıkları 
  2. Godfrey Goodwin, Yeniçeriler
  3. Thedore  Zeldin, İnsanlığın Mahrem Tarihi
  4. Tevrat, Çıkış 22:1-2
  5. Zülfiye Zeynep BAKIR, Modern Kölelik
(Visited 362 times, 3 visits today)
Tags:
1 Yorum
  1. […] BDSM Tarihi 2. Bölüm için tıklayın […]

Bir Cevap Bırakın

İletişim

En kısa sürede cevap vereceğiz.

Gönderiliyor

İçerikler izinsiz alınamaz, kopyalanamaz. ©2019 BDSM Kültürü  |  Instagram  |  Twitter

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account