Feminist BDSM

BDSM ilişkileri kimilerine göre, bir kişinin "Dominant" veya "Top" olduğu (yani baskın olan, kontrolü elinde bulunduran) ve diğeri 'Bottom' veya 'Submissive' olan (yani itaatkar rolünü üstlenen kişi) şeklinde eşitsiz bir güç dağılımına dayanıyor. Kulağa her ne kadar karışık gelse de, tüm bu BDSM uygulamalarının her zaman herkesin açık rızasıyla gerçekleştiğini belirtmek önemlidir. Aslında, BDSM dünyasında rıza en önemli kavramdır ve neredeyse tüm faaliyetleri, bazen bu uygulamaların ayrıntılarını ortaya koyan formların imzalanmasını da içeren bilgilendirilmiş bir şekilde gerçekleşir. Ayrıca, temelde her iki tarafın da BDSM sürecinde istenmeyen, zorlayıcı, kişinin limitlerini aşan veya rızanın ötesine geçtiğinde kullanılmak üzere 'güvenli kelime' kavramı da vardır.

Öyleyse, BDSM neden bu kadar tartışmalı bir konu?

BDSM ve Feminizm - Kırılgan Bir İlişki

Feminist eleştiri, BDSM söz konusu olduğunda her zaman bölünmüş ve kutuplaşmıştır. 1970'ler ve 80'ler boyunca, feminist teorisyenler arasında "Seks Savaşları" (Sex Wars) denen bir şey gerçekleşti ve bu temelde kadın cinselliğinin çeşitli türden ifadelerinin feminist alana dahil edilmesiyle ilgili geniş çaplı bir tartışmaydı. Tartışma başlangıçta lezbiyen cinselliği ile ilgiliyken; daha sonra pornografi, seks işçiliği, butch / femme rolleri ve en önemlisi BDSM'yi içerecek şekilde genişledi. Söylemeye gerek yok, çok sayıda feminist bu çeşitli cinsellik ifade biçimlerini desteklerken, aynı zamanda buna karşı çıkan ve aralarında popüler teorisyenler olan Andrea Dworkin ve Susan Griffin gibi BDSM'ye karşı çok sayıda feminist de vardı. BDSM'ye karşı argümanları bu uygulamalarda var olan, özellikle kadınlara yönelik içsel şiddet ve bunun erkeklerin kadınları bastırma, saldırı ve kontrol etme arzusunu nasıl meşrulaştırdığı etrafında dönüyordu. Bu argümanla karşı karşıya kaldığınızda, aklınıza gelebilecek tek şey, rıza meselesidir. 'Bottom' kadınların bu eylemlere isteyerek katılmaları ve aslında, itaatkar rolleri fantezilerinin bir parçasıdır.

Cinsel fanteziler ve hatta rızanın nasıl verildiği ve alındığı (rıza inşasının var olup olmadığı, bireyin o anki düşünme yetisi) bile tartışılabilirken, kadınlara cinsel güç denkleminde rollerinin doğası gereği daha düşük olduğunu ve nihayetinde kendilerinin doğal rollerinin bu olduğuna inandırılmalarının baskıları gözardı edilemez. BDSM'nin kadınlara hükmetmekle, cinselliklerini evcilleştirmekle ilgili olduğunu düşünen erkeklerin (örneğin Christian Gray'i ele alalım) toplumun büyük kısmını oluşturması son derece gerçek ve sorunludur. Ancak BDSM'e ilgisi olan herkesin böyle olduğunu ve bunu bu nedenlerle yaptığını düşünmek de başka bir sorunlu yaklaşımdır.

BDSM; sadece erkeğin Top ve kadının Bottom olduğu cisgender heteroseksüel bireylerin kullanımında olan tekelleştirilmiş bir ürün değil. Gey ve lezbiyen ilişkilerinde, trans toplulukları arasında, aseksüel topluluklarda, BDSM bir güç değişimi, üst seviyede bağ kurma ve güven biçimi olarak görülüyor.

Özgürleştirici Bir Alan Olarak BDSM

Geçmişte BDSM karşıtı feministler yoğunluktayken, cinsel eylemliliği vurgulayan günümüz feminizmi büyük ölçüde BDSM'yi destekliyor. Eşcinsel çiftler - ve özellikle lezbiyen çiftler - BDSM'nin daha önceki heteronormatif güç denklemlerini yeniden tanımlıyor (yani, erkek top, kadın bottom dur kısmını) - ve bu durum nihayetinde BDSM'nin toplumda var olan geleneksel algıları ve normları kırmakla ilgili olduğunu kanıtlıyor. Bundan on yıl öncesinin BDSM topluluk ve ilişkilerinde katı temeller üzerinde duran Power (güç) algısı günümüz queer çiftleri arasında dominant ve itaatkar rollerin değiştirilmesiyle (switch) daha akışkan hale gelmiş, bu durum ana akım, Gor ve Old Guard BDSM topluluklarını bile şekillendirmeye başlamıştır.

Son on yılda tüm dünya çapında gelişen kadın hakları hareketlerinin hem eylemsel hem düşünsel boyutta tartıştığı şiddet ve rıza kavramlarından da etkilenen BDSM toplulukları, CCCC, CCC ve PRICK gibi rıza yönergeleri üretmiş, rıza (consent) farkındalığında "rıza inşası" bilincini de yerleştirmeye çalışmıştır.

Ancak daha da ilgi çekici olan, "power bottom" olgusudur. Power bottom, pozisyonel olarak itaatkar rolde olsa da, nihayetinde cinsel süreçte tüm kontrolü uygulayan kişidir. Yine bu, seks oyuncakları, rol yapma vb. yoluyla gerçekleştirilebilir. Bu BDSM çatısından dominant olgusu tarafından bakıldığında son yıllarda ortaya konulmuş devrimci bir tanım. Çünkü cinsiyetle ilgili (sadece BDSM cinsiyeti/yönelimi/arketipi değil) her ataerkil normu sorguluyor ve alaşağı ediyor, çünkü güç denklemleri tamamen "power bottom" ile aksi bir istikamet ve ivme kazanıyor. Power Bottom eşcinsel ilişkilerden kaynaklansa da, şimdi heteroseksüel BDSM ilişkilerinin alanına doğru genişledi ve daha da yıkıcı hale geldi. Aslında popüler kültür de (yavaş ama emin adımlarla) bunu benimsemeye başlamıştır. Önemli TV dizilerden olan Mr.Robots’un üçüncü bölümündeki bondage (esaret) sahnesinden de anlaşılacağı gibi, kadının bottom olmasına rağmen açıkça kontrolün elinde olduğu "power bottom" göndermesini hala anımsamayanımız yoktur.

Aslında, geleneksel "dom" kavramları da değişiyor. Hetero ilişkilerde birçok kadın artık baskın rolü üstleniyor "Domme". Bu değişen güç denkleminin yine birçok pozitif yanı olsa da, bir de negatif yanı var.  'Dominatrix' figürünün fetişleştirilmesi. Çoğu zaman, popüler kültürün pek çok modunda (duruma göre, BBC Sherlock'tan Irene Adler), "dominatrix" figürü ya hiperseksüeldir ya da bir tehdit olarak görülür. Bu zararlı mecaz o kadar normalleşti ki artık 'dommler' veya 'dominatrixler' geleneksel cinselliği tehdit eden ve ihtiyatlı olunması gereken insanlar olarak görülmeye başlandı ve bu da farklı bir tartışmayı doğurdu.

BDSM'i Kazanmak

BDSM'nin nüanslarını gerçekten anladığımızda, bunun bir "kink" ya da "fetiş" ten daha fazlası olduğunu görürüz; ve nihayetinde nasıl yıkıcı bir pratik olabileceği. Ancak, BDSM'yi geleneksel ataerkil anlayıştan geri almaya çalışmak, onunla birlikte gelen önyargı ve damgalanma boyutları düşünüldüğünde kolay ve pozitif bir kazanım olmayabileceği gerçeğidir. Toplum, BDSM'yi veya "kink" ve queer topluluklarını benzer bir şekilde cinselliğin "anormal" ifadeleri olarak görüyor. Bu tür ayrımcılıktan kurtulmanın ve bu boyuttaki kinkshaming'in son derece zor olduğu bireysel deneyimlerle yaşandı ve neredeyse ispatlandı. BDSM topluluğu içinde cinsel istismardan kurtulanlar, istismar iddiaları genellikle alay konusu olduğundan (ve failin meşrulaştırılması eğilimlerinden) ve BDSM dinamiklerini anlamayan kişiler tarafından ciddiye alınmadığından, bu durum ayrıca daha da zor ve aşılmaz olarak görünüyor. Bu nedenle, kink topluluğundaki birçok istismar kurbanı, arzuları nedeniyle yargılanma ve içinde bulundukları kötü durum için suçlanma (ya da hiç inanılmaması) korkusuyla yardım aramayı reddediyor. Ancak topluluğun kendisi bile istismara karşı tamamen güvende değildir; Bazı insanlar kasıtlı olarak BDSM'yi manipüle etmek, istismar etmek, ifşa ve cinsel şiddet için kullanıyor. Sağlıklı kinky ilişkiler, açık iletişim, bilgilendirilmiş onay ve sürekli müzakere üzerine kuruludur. Bu nedenle, herhangi biri kötüye kullanmak için BDSM'yi kullandığında, yıkıcı bir ortam olabileceği gerçeğini göz önünde bulundurmamız ve tedbirli olmamız gerekiyor.

Bunun dışında, bugün BDSM ilgilisi olan birçok insan (özellikle feministler), daha önceki ataerkil şiddet çağrışımlarıyla uzlaşmakta hala zorlanıyor.  BDSM'in bir yandan, ataerkil cinsellik kavramlarına nasıl meydan okuduğu, toplumun 'anormal' olarak değerlendireceği arzuların ifade alanı olduğu, hatta cinsiyetlendirilmiş güç yapılarına nasıl meydan okuduğu ortadadır. Ancak BDSM'nin temelde nasıl başladığını tamamen görmezden gelmek büyük bir yanlıştır. Erkeklerin kadınlara cinsel saldırıda bulunmasının ve kadın bedenini ve cinselliği kontrol etme konusundaki eril arzularını beslemenin rızaya dayalı bir yolu olarak BDSM'i kullanmalarının bir başlangıç noktası olduğu gerçekliği olan bir bakış açısıdır. Bu başlangıç noktasının kadın tarafında bir travma süreci ve sonrasında da söz konusu tartışmaların yapılması oldukça doğru bir sonuçtur.

BDSM'yi olumsuz ataerkil çağrışımlarından tamamen çıkarmak kesinlikle çok daha fazla zaman ve çaba gerektirecek, ancak o zamana kadar, dahil olan tüm tarafların açık ve bilgilendirilmiş rızası olduğu sürece, bireysel ilişkilerin yargılanabileceğini düşünmüyoruz. Ataerkliğin nefret ettiği bir şey varsa, o da kadınların kendi bedenlerinin kontrolünü ele geçirmesidir yani BDSM kadınlara bunu yapmak için alan tanıdığı sürece, kinkshame olmayacaktır.

 

Tags:
1 Yorum
  1. akcaykarahan 3 ay önce

    Evet Twitter’da bu konuda bir tartışma dönmüştü. Benim fikrim basitçe zevk aldığımız bu faaliyetin anlamsız teorik tartışmalar ile girift hale getirilmesi. Açıkçası insanın seksüel içgüdülerini dinlediğinde mutlu olacağını düşünen bir insanım. O yüzden feminizmin kadının içinde olabilecek submissive eğilimlerine karşı çıkması bana saçma geliyor. Kaldı ki Bdsm’de femdom eğilimler çok daha yaygın günümüzde. Bunun göz ardı edilmemesi gerekir diye düşünüyorum.

Bir Cevap Bırakın

İçerikler izinsiz alınamaz, kopyalanamaz. ©2020 BDSM Kültürü  |  Instagram  |  Twitter

İletişim

En kısa sürede cevap vereceğiz.

Gönderiliyor

New Report

Close

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account